TYT / TÜRKÇE
PARAGRAF DENEME - 16
HIZ
YAYINLARI
6.
7.
Günümüzde, bilimsel çalışmalarda her şeyin kanıtlanması ge-
rektiği iyi bilinen bir gerçektir. Bilimsel teoriler hakkında deneysel
olmayan varsayımlara dayanarak iddialarda bulunamayız. Opti-
ğin babası kabul edilen lbn-i Heysem'den önce durum böyle
değildi. Antik Yunan bilim felsefeleri hâlâ ağırlığını koruyordu.
Yunanlılar, bilimsel gerçeğin akılla keşfedilebileceğine ya da sa-
dece tanrıların eylemlerine atfedilebileceğine inanıyordu. lbn-i
Heysem işte bu yanlış anlayışa bir son verdi. O, neredeyse tüm
bilim insanlannın kabul ettiği üzere tarihteki ilk bilim insanıydı;
yeni bir bilgiye ulaşmak için bilginin belirli bir yöntemle kanıt-
lanması konusunda kesin bir anlayış ortaya koydu ve buna
günümüzde "bilimsel yöntem" adını veriyoruz.
Bu parçadan İbn-i Heyşem İle İlgili olarak;
I. Kendisinden önceki bilimsel teorileri akıl ve inançla bağ kur-
dukları için eleştirmiştir.
II. Kendisini tarihteki ilk bilim insanı olarak görmektedir.
III. Bilimsel bilgiyi sistemleştiren ve bilgileri kanıtlayarak bilimsel
yöntemi ortaya kayan ilk bilim insanıdır.
yargılarından hangileri söylenebilir?
A) Yalnız I
D) iveli
B) Yalnız II
E)lveııı
C) Yalnız III
"Felsefe, şiir gibi kurulmalı." diyor Wittgenstein. Bu ifadeden
hareketle bir anlatım biçimi olarak şiirin önemini vurguladığını
söylemek mümkündür. Şiirin bir bilgi biçimi olduğu bilinir. Şairin
doğayı, toplumu, insanı, bildiklerinden deneyimlerinden hare-
ketle tanımladığı ve bilinçle dönüştürdüğü söylenebilir. Bundan
dolayı şiirin kendiliğinden ve saf olmadığı gerçeği ortaya çıkar.
Şair, bilinç içeriğine göre dünyadan algıladıklarını kendi zihnin-
de imgelere dönüştürerek ifade eder. Sözcükler, şiir tümceleri,
imgeler, söz sanatları, dizeler şiir bilgisiyle şiire dönüşür. Şair,
alışılmadık bağdaştırmalar, dilsel sapmalar yaparak şiir kurar.
Neyi ifade edeceğini tasarlayışı kadar nasıl ifade edeceğini de
düşünür. Şiirsel dilin işlevselliğini gözetir. Şiir, sonuçta okurla bir
iletişim kurar.
Bu parçada aşıl anlatılmak İstenen aşağıdakilerden hangi-
sidir?
A) Şiiri, filozofça bir düşünce sistemiyle oluşturmak, okumak ve
anlamak gerekir.
B) Şiir, insanın doğal bir süreç içinde bilinçaltında tuttuklarını öz-
gür bırakmasıyla oluşur.
C) Şiir; yaşanmışlığın, dünyayı kendi perspektifinden algılayışın
emekle yoğrulması sonucunda dilin olanakları gözetilerek
oluşturulur.
D) Okurla iletişim kuramayan bir şiirde eksik kalan anlam boş-
luklan mevcuttur.
E) Şiir, içerik ve biçemin kucaklaşmasıyla doğan bir çocuk gibi-
(Û /hizyayinlari
@/hizyayinlari
8.
9.
4
Carnegie Mellon Üniversitesinden Prof. George Loewenstein, bir
grup üniversite öğrencisine sorular sorar ve bu soruların yanıtla-
rını kendisi verir. İkinci gruba da aynı soruları sorar ama yanıtları
vermeden önce öğrencilere süre tanır ve onlardan yanıtları tah-
min etmelerini ister. Tüm bunları yaparken hem birinci hem de
ikinci gruptaki öğrencilerin beyin faaliyetlerini MR teknolojisini
kullanarak inceler. Birinci gruptakiler soruların yanıtlarını hemen
öğrendikleri için beyinlerinde herhangi bir hareketlilik oluşmaz
ve konuya ilgilerini kaybederler. İnsanda bilinmeyene karşı hep
bir istek oluştuğundan ikinci gruptakilerin beyninde büyük bir
hareketlilik yaşandığı görülür. Zihinleri, soruyla yanıt arasındaki
boşluğu doldurmak için çaba gösterir. Bu öğrenciler, aynı za-
manda yaptıklarından çok büyük keyif alırlar.
Aşağıdakilerden hangisi Prof. George Loewenştein'ın ulaş-
tığı sonuç İle Örtüşmektedir?
A) Fırsat eşitliği sağlandığında tüm bireylerde eşit düzeyde Öğ-
renme gerçekleşir.
B) Düşünmemek beyindeki durgunluktan kaynaklanmaktadır.
C) insana enerji ve keyif veren her şey kolaylıkla öğrenilebilir.
D) İnsanlığın ilerlemesi rekabetin artmasıyla sağlanabilmiştir.
E) Öğrenmenin temel şartı insandaki merak dürtüsünü harekete
geçirmektir.
Son günlerde daha şık düşünülse de medeniyetin başından
beri İnsanların aklında bir "kıyamet" tasviri hep olmuştur. Her
dönemin kıyamet senaryosu farklı olsa da ortak nokta her şeyin
son bulacak olmasıdır. Ancak her Şey genelde tahmin edilen,
öngörülen şekilde gerçekleşmez. Kıyamet konusunun sinemaya
yansımaması da düşünülemez tabii ki. İşte her şey böyle son-
lanacak derken insanlığın hayatta kalma mücadelesini anlatma
fikri şüphesiz izlemeye değer bir hikâye oluşturur. Fakat sine-
manin en büyük çıkmazı seyircinin böyle durumlarda bile bir
kurtuluş ve kurtarıcı istemesi. Sanırım seyirciler yüzünden sine-
mada kıyamet hiç kopmayacak.
Bu parçada sinemanın eleştirilme nedeni aşağıdakilerden
hangisidir?
A) Artık klişe hâline gelmiş kıyamet senaryolarını kalitesiz biçim-
de seyirciye sunması
B) Ticari kaygılardan dolayı seyircinin ne istediğine fazlaca
odaklanması
C) Gerçek ile kurgu arasındaki bağı kurarken hikâyenin özünü
kaçırması
D) Kıyamet ile ilgili filmlerde seyirciye yok oluşun nasıl olacağını
gösterememesi
E) Gerçekleri olduğu gibi vermekte hiçbir zaman başarılı olama-
ması
Diğer sayfaya geçiniz.