TYT / TÜRKÇE
18. (I) Dante'yi o meşhur ölümcül yolcuğuna çıkaran kaygı
neydi, değirmenlere kılıç çeken Don Kişot'unkiyle aynı
mıydı? (II) Aşkı uğruna ölümü göze alan Romeo han
gi kaygıyla planladı her şeyi, ailesini bırakıp Avrupa'ya
Alexy'nin peşinden tutkuyla giden Anna Karenina'yı kay-
gılandıran büyük olay, mutlu olmak isteyen güzel Madam
Bovary'ninkiyle kıyaslanabilir miydi? (III) Belki hepsinde
var olan aynı kaygıydı, belki de gökteki yıldızlar kadar
fazlaydı, bilmiyorum. (IV) Bu değişmez çünkü kaygı, kah
ramanın yaşam gücüdür fakat ondan da önce, kaygı ya
zarın yazma nedenidir. (V) Kaygı ne korkudur ne endişe
ne üzüntü ne de keder; her birinin bir nedeni, zemini ve
ereği vardır.
Bu parçada numaralandırılmış cümlelerin hangisin-
den sonra "Fakat bildiğim şu ki hangi edebiyat eseri-
ne el atarsanız atın, hepsinde gizli olan ortak kavramın
kaygı olduğunu görürsünüz." cümlesinin getirilmesi
uygun olur?
20.
21.
7
YAYIN DENİZİ
Maeterlinck'in meşhur sözüne göre, her insanın beynin
de bir "Doğu köşesi" bir de "Batı köşesi" bulunmaktadır.
Hiçbir memleket veya insan için yüzde yüz Batılı olmak
imkânı yoktur. Yalnız beynimizin bir köşesiyle Doğu'ya,
bir köşesiyle de Batı'ya bağlı değil; coğrafyamızın bir ta-
rafıyla Doğu'ya, öte tarafıyla de Batı'ya mensubuz_ Tek
taraflı bir bağlanış bizi ruhi, tarihî, coğrafi ve millî bütü-
nümüzden mahrum eder, yarım yamalak, sakat, hayati-
yetten mahrum bir varlık hâline sokar.
Bu paragrafa göre bu sözleri söyleyen kişinin vurgu-
lamak istediği aşağıdakilerden hangisidir?
C) III
D) ıv
A)
B)
C)
D)
E)
Coğrafya kader değildir, insan kendi yaşamını değiş
tirme gücüne sahiptir.
İnsanlar Doğulu gibi yaşayıp Batılı gibi düşünemez-
ler çünkü bu, doğalarına aykırıdır.
İnsan beyni düşünceleri her yönüyle kavramaya ve
algılamaya müsaittir.
Düşünce olarak tek taraflı olmak bizi biz yapan de-
ğerlerden yoksun olmamıza neden olur.
Millî bütünlüğün sağlanabilmesi adına Doğu ve Batı
anlayışını tam olarak idrak etmek gerekir.
19.
Sonuç her zaman nitelik kaybı değildir, kuşkusuz
hatta çevirmenin maharetine bağlı olarak eserin kimi
parçaları daha şairane bile çıkabilir fakat "aynı" olamaz_
Sonuçta her dilin tarihsel olarak taşıdığı bir miras vardır
ve sözcüklerin kültürel referansları, ilişki ağları biriciktir.
Öyleyse ister istemez orijinal yapıt okunamıyorsa her
zaman bir çevirmen müdahalesi göz önüne alınmalıdır.
Kaldı ki bir çevirmen biçim ve içeriği taşımak için iyi ni-
yetiyle olağanüstü bir gayret gösterebilir, büyük oranda
başarılı da olabilir. Ancak biçeme gelince... Özgün biçe-
min tamamen korunması sahiden de Diası mıdır veya-
hut gerçekten de gerekli midir? Nihayetinde korunsaydı,
başka yere kopyalansaydı hâlâ 'özgün" olarak tanımla-
nabilir miydi?
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına
göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
A) Bir çeviri eserini özgün kılan çevrildiği dildeki özgün-
lüğü ile doğru orantılı mıdır?
B) Bir dilden başka bir dile çevrilen eserde çevirmenin
çevrildiği dile vâkıf olması gerekir mi?
C) Çevrilen eserin dili ile o çevirinin hitap ettiği okurun
dili örtüşm eli midir?
D) Herhangi bir yapıt bir dilden, bir başka dile motamot
aynı anlamlar korunarak çevrilebilir mi?
E) Bir çevirmenin nitelikleri bir roman yazarının üslu-
buyla çelişir mi?
TYT Deneme Kulübü - ı
Orijinal şahsiyeti olan öyle köylüler ve halk adamları var-
dır ki değme şair ve yazarlardan daha iyi konuşur, yeni
kelime ve deyim ler icat ederler _ Okuma-yazma bilm eyen
saz şairleri kafiyeleri kullanırken çok güzel hayaller ve
nükteler bulurlar. Türklerin binlerce yıldan beri sürege-
len çok zengin "sözlü edebiyat'ı vardır. Bunlardan pek
azı yazıya geçmiştir. Atatürk Üniversitesi Türk Halk
Edebiyatı Kürsüsü hocaları ve öğrencileri bunlardan bir
kısmını toplamışlardır. Her köy ve kasabadan en az bir
kitap dolUSU türkü, masal, destan, bilmece, tekerleme
toplamak mümkündür. Radyo, okul ve televizyon kültü-
rü, bu binlerce yıllık, halk kültürünü öldürüyor _ Bunların
gün geçirilmeden toplanması lazımdır.
Bu parçada aşağıdaki sorulardan hangisinin cevabı
yoktur?
A)
B)
C)
D)
E)
Kelime veya deyim icat etmek yalnızca dil bilimcile-
rin yapabildiği bir şey midir?
Türklerin çok eski yıllara ait sözlü ürünleri olduğu bilin
m ektedir, bunların ne kadarı kayıt altına alınm ıştır?
Sözlü edebiyat ürünlerine hangi kaynaklardan ulaşı-
labilir?
Sözlü edebiyata ait ürünlerin zaman içinde yok ol-
maması nasıl mümkün olabilir, bunun için yapılması
gerekenler nelerdir?
Sözlü edebiyat ürünlerini derleyebilecek araştırma-
cılar kimlerdir?
Diğer sayfaya geçiniz.