TYT / TÜRKÇE
31.
32.
Hayatın en önemli gerçeği samimiliktir. Bu itibarla hayat
ile bağı olan edebiyat mutlaka samimi bir edebiyattır,
denebilir. Hayatı en gizli, en karışık yönleriyle anlatma-
yan, duygularımızı tıpkı hayatta olduğu gibi saf ve derin
bir şekilde duyurmayan, elemlerimizi, felaketlerimizi açık
açık yansıtmayan bir edebiyat, hayat ile ilgisiz ve sahte
bir edebiyattır. Öyle bir edebiyat, kelimeleri dizip onları
işleyen pek hünerli kuyumcular çıkarabilir. Belki onlar
çok süslü, çok göz alıcı şeyler yapabilirler. Ne yazık ki
bütün bu sahte ürünler muntazam kış bahçelerinde ye
tişen iri yapraklı, parlak renkli çiçeklere benzer. Uzaklı-
ğından dolayı bize çok çekici, çok harikulade görünen o
meçhul sıcak iklimlerin bu göz kamaştıran ürünleri nasıl
açık bir havaya sert bir rüzgâra dayanamazsa hayat ile
ilgisi olmayan böyle bir edebiyat da zamanın sonsuz ka
sırgaları önünde süpürülüp gitmeye mahkûm dur.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden
hangisidir?
A) Yalın yazılmamış eserler, zamanın tozlu raflarında
kalmaya mahkûm dur.
B) iyi bir edebî eser, hayatın her zaman olumlu yanları
nı gösterdiğinde çağları aşabilir _
C) Her usta yazar, bir kuyumcu gibi sözcüklerin değeri
nin hakkını vermeyi çok iyi bilir.
D) Edebiyat ürünleri hayatı olduğu gibi aktarırsa, doğallı-
ğını kaybetmeden verebilirse kalıcılığı sağlayacaktır.
E) Duyguları en samimi şekilde ortaya koyan eserler
her kesime hitap edebilir.
(I) Çoğumuz hayatta pek çok şeyin eşit dağıtılmadığını,
insanların eşit olmadığını, aldatıldığımızı yani adaletin
eksik olduğunu düşünürüz çünkü adalet dendiğinde
aklımıza bir eşitlik gelir bir de iki kollu terazi_ (II) Oysa
çok kollu olmalıdır adalet, çok fazla kollu; bizler basi-
te indirgedikçe iki kollu terazi kadar basite iner adalet_
(III) Adaleti belki hiç bulamamız yahut sürekli ondan
şikâyet etmemizin nedeni mahkemelerde terk etme-
miz ve hapsetmemizdir. (IV) Belki ona hayatımızda yer
verebilseydik yani onu içimize alabilseydik bu kadar
uzaklaşmazdı bizden, yokluğuna katlanmak zorunda
kalmazdık. (V) Kişi, adaletten bahsedebilmek için önce
kendinden emin olmalıdır; insan belki herkesi, her şeyi
eşit sevemez ama her şeye karşı adaletini korumalıdır_
Bu parçanın iletisi numaralanmış bölümlerin hangi-
sinde vardır?
33.
YAYIN DENİZİ
Eğlence, insanoğlunun yemek, barınmak kadar
li bir ihtiyacı değilse bile hem fiziksel hem de zihinsel
bakımdan rahatlayıp yenilenmek ve daha kaliteli yaşa-
mak için yöneldiği bir davranış biçim idir_ Bu temel ihtiya-
cı karşılamak isteyen inşan, hayatında oyun, şaka gibi
çeşitli yollarla buna imkân bulur. Ancak insanlar bunun
ötesinde toplumsal ölçekli büyük doyumlar için de tarih
boyunca türlü vesileler üretmiştir. Birçok toplumda ta
biattaki dönüşümü takip etmek, dinî inançları ifade et-
mek yahut insan hayatında mihenk taşı konumundaki
doğum, evlilik gibi olayları abartılı törenlerle duyurmak
gibi yollarla insanın bu sosyalleşme ve rahatlama ihti-
yacı bir şekilde karşılanmıştır. Diğer toplumlarda olduğu
gibi Osmanlı'da da insanların bir araya gelip eğlenmesi
şeklinde ortaya çıkan bu merasimler, özellikle saray ve
yönetici çevresinin öncülüğünde çeşitli sebeplerle farklı
ad ve mahiyette gerçekleştirilmiştir.
Bu parçada eğlence ile ilgili aşağıdakilerden hangi-
sine ulaşılamaz?
A)
B)
C)
D)
E)
C) III
D) ıv
TYT Deneme Kulübü - ı
11
İnsanoğlu kendi hayatında önemli gördüğü bazı olay
ları ilan etmek amacıyla eğlence yolunu seçmiştir.
Osmanlı'da bilhassa üst tabakanın önderliğindeki
eğlence; evlilik, sünneti bayram gibi vesilelerle yapıl-
mıştır_
Eğlenceler tabiata, dinî inanışlara, maddi ve manevi
durumlara genellikle uygun yapılmıştır.
İnşan, eğlencenin küçüğüyle yetinmemiş, daha bü-
yük bir eğlenceye ihtiyaç duymuştur.
İnsanoğlu, temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra eğ-
lenceyi ruhsal yönden rahatlamak, sevincini göster-
mek amacıyla yapm ıştır.
Diğer sayfaya geçiniz.