TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI
5.
6.
Tam otuz sene evvel on iki yaşındaydım. Anadolu'nun bir
şehrinde bulunuyorduk. Babam memurdu. Şehre bir yaz so-
nunda gelmiştik. Sonra bir gün bahar geliverdi. Karlar eridi.
Karlar eridi ama karları eriten güneş değildi, yağmurdu. Bu
Anadolu şehrinin ilkbaharı kırkikindi yağmurlarıyla başlardı.
Sabahleyin parlak mavi bir gökyüzünde, Işıtmayan güneş
vurmuş kar gibi soğuk bir kış güneşi görünürdü. Saat on biri
bulmadan doğudan mı batıdan mı kuzeyden mi bilmem, bir
kara bulut peyda Olur; on dakika sonra bardaktan boşanırca-
sına bir yağmur bütün gün tıkır tıkır, şakır şakır durmadan ya-
ğardı. Odamın penceresinden "Karaçayır" dedikleri bir koyu
yeşil ova görünürdü. Göğün her rengini deniz gibi emen bu
çayırın renk oyunları da olmasa evden bir deli çığlığı ile fırla-
mak İşten değildi. Bütün kış hastalıktan başım kalkmamıştı.
Sokağa çıksam başım dönerdi. Bu garip, yağmurlu, kara bu-
lutlu, dörtte üçü kapanık havanın içinde öyle insanı alıp avu-
cunda sıkan bir de İlkbahar, toprak, inşan, çayır, ağıl kokuşu
vardı ki içimden hep bağırmak, ağlamak sonra kaskatı katılıp
kalmak geçerdi.
Bu parçanın anlatımında;
. öyküleyici anlatım,
II. ikileme,
III.
üçüncü kişili anlatım,
betimleyici ögeler,
V.
kişileştirme
özelliklerinden hangilerine başvurulmamıştır?
7.
8.
1. ADIM
Yine birlikte oynuyor, okuldan eve birlikte dönüyorduk. Bir
gün hava çok sıcaktı. Büyük Hoca, bize yarım günlük tatil
verdi. Tıpkı perşembe günkü gibi... Mlştlk'la sokağın tozları
içinde yavaş yavaş yürüyorduk. Ben terimi silemediğim için
yüzüm sırılsıklamdı. Büyük, geniş bir yoldan geçiyorduk.
Kenarda yığılmış bir duvarın temelleri vardı. Birdenbire kar-
şıdan iri, kara bir köpek çıktı. Koşarak geliyordu. Arkasından
birkaç adam, kalın sopalarla kovalıyorlardı. Bize, "Kaçınız,
kaçınız, ısıracak!" diye bağırdılar. Korktuk, şaşırdık. Öyle
kaldık. Önce ben biraz kendimi toplayarak "Aman, kaçalım!”
dedim. Gözleri ateş gibi parlayan köpek bize yetişmişti. O za-
man Mıstık "Sen arkama saklan!" diye haykırdı.
Bu parçada aşağıdaki anlatım biçimlerinden hangisi ağır
basmaktadır?
A) Destansı
C) Açıklayıcı
B) Betimleyici
D) Öyküleyici
E) Mizahi
TEMA
Dostluk
KAHRAMAN
SAYISI
iki
MEKAN
ZAMAN
Sabah
BAKIŞ Açısı
A) Yalnız I
D) Illvev
B) Yalnız II
C) II ve III
E) ıvve V
İstanbul'u ilk gördüğünde bütün Anadolu ÇOCUkIarl gibi şaşıp
kaldı. Orman gibi minareler, dağ tepesi gibi kubbeler, kat kat
yapılar ve bunca inşan. Yakında bu şehir denize batar diye
düşündü. Öyle ya bunca ağırlığı ufacık kara parçası nasıl çe-
ker? Ne yana baksan deniz. Hele Sarayburnu'nda öyle yük-
sek yapılar, öyle kalın duvarlar var ki bayağı korktu. "Bunları
yapan ustalar denizi hiç düşünmemişler." dedi Mehmet kendi
kendine. "Hep buraya yapacağınıza biraz da bizim oralara
yapsanıza hey ustalar!"
Bu parçada aşağıdaki yapı unsurlarından hangisi belir-
gin
A) Mekân
D) Olay
B) Zaman
C) Kişi
E) Anlatıcı
Aşağıdaki parçalardan hangisi bu bilgilerin tamamıyla
örtüşmektedir?
A)
Dostluk illa yan yana olmak değildir. Asıl olan can cana
olabilmektir azizim. insanların birbirine günaydın dediği
şu dakikalarda sen gurbette şoförlük etmektesin. Ben ise
bir parkta göldeki kuğuları seyretmekteyim. Ama gönülle-
Timiz bir, biz biriz.
B) "Âlem çiçek Olsa arı ben olsam / Dost dilinden tatil bal
bulamadım” sözünün anlamını bir kere daha kavradı Sü-
leyman. Sabah bir telefon gelmişti ve acilen eve gitmesi
gerekiyordu fakat yerine bakacak birini bulmalıydı. Tam
o anda imdadına isminin anlamını doğrularcasına imdat
yetişecekti.
C)
Bir cuma sabahıydı ve ben tüm geceyi hastanede geçir-
miştim. Sınıf arkadaşım Bünyamin besin zehirlenmesi ya-
şamış, bunu fark eder etmez de ilk iş beni aramıştı. Zaten
dostluk da bunu gerektirirdi. Neyse ki tehlikeyi atlattı.
D)
"Buraya park edilmez." yazısını görememişim. O gün de
sabahtan yapılacak bir sürü iş var. Bir dostumu ziyaret
edeceğim, alışveriş yapacağım, çocuğu okuldan alaca-
ğım. Manavdan çıktığımda arabanın yerinde yeller estiği-
ni görünce elimdeki öteberiyi yere bırakıvermişim. Sonra-
Sl bir dizi evrak işi.
E)
Saat, on biri bir saat geçmişti ve ben hâlâ parkta Samim'i
beklemekteydim. Arkadaşım iyidir, hoştur, dürüsttür, ger-
çek bir dosttur ancak bu huyu yok mu? Bir türlü değiştire-
medi. Geçenlerde galiba Mahmut demişti: "Kusursuz dost
arayan dostsuz kalır."