TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI
5.
6.
28
1890'da İstanbul'da doğdu. 1909'da Fecriati topluluğuna ka-
tlldl. 1913'te şiirlerini Servetifünun dergisinde yayımladı. Millî
Edebiyat akımını benimsedi. İlk Türk topluluklarının tarih ve
edebiyatlarını inceledi. Türk edebiyatını modern anlamda in-
celeyen edebiyat tarihçisidir.
Bu parçada sözü edilen edebiyat tarihçisi aşağıdakiler-
den hangisidir?
A) Mehmet Fuat Köprülü
B) Âgâh Sırrı Levend
C) Nihat Sami Banarlı
D) Ahmet Kabaklı
E) Haluk ipekten
I. Eski Hun beylerinden birinin çok güzel iki kızı vardı. Hüküm-
dar kızlarını insanlardan uzak tutmak için ülkesinin kuzey ta-
raflarında yüksek bir kule yaptırdı. Kızlarını bu kuleye bıraktı.
Hükümdarın, kızlarıyla evlenmesi için yakarışlarla çağırdığı
Tanrı, nihayet bir bozkurl şeklinde geldi. Bu kızlarla evlendi.
Bu evlenmeden doğan Dokuz Oğuz-On Uygur çocukları, bi-
rer bozkurl sesi ve bozkurl ruhu taşıyarak çoğaldılar.
II. Hepsi bu sözü beğenip çıkmaya yol izlediler, bulamadılar.
O zaman bir demirci dedi ki: "Burada bir demir madeni var.
Yalın kata benziyor. Şunun demirini eritsek yol olurdu."
Varıp o yeri gördüler. Dağın geniş yerine bir kat odun, bir
kat kömür dizdiler. Tanrının gücü ile yakılan ateş sonrası
demir dağ eriyip akıverdi. O günü, o ayı, o saati belleyip
dışarı çıktılar. O günden beri Göktürklerde adet olmuştur:
O günü bayram sayarlar.
III. Seyit hemen yola çıktı. Geldiler, gördüler. Bir on bin kadarvar
Frenk, konmuşlar, otururlar. Seyit yüz kişiyi dört yol eyledi, yir-
mi beş kişi, dört yandan dün buçuğunda davlumbaz urdular,
baskın yaptılar. Frenk askeri birbirini kırdılar. Seyit, vakit vakit
bir taraftan nara ururdu. Erteye değin kâfirler birbirleriyle cenk
eylediler. Cenk arasında Seyit, Simbat'a erişti. Bir vuruş ne
yıktı. Üstüne saldırdılar, ortadan Simbat'ı aldılar.
IV. Meğer hanım, Oğuz'da Duha Koca oğlu Deli Dumrul der-
ler idi bir er var kli. Bir kuru çayın üzerine bir köprü yap-
tırmış idi. Geçeninden otuz akça alur kli, geçmeyeninden
döğe döğe kırk akça alur idi. Bunu niçün böyle eder idi.
Anun içün ki benden deli, benden güçlü er var mıdır ki çıka
benim ile savaşa, der idi. Benim erliğim, bahadırlığım, cı-
Iasınlığım Rum'a, Şâm'a gide çavlana, der idi.
V. Muhteşem Bihruz Bey eski vezirlerden vefat etmiş Paşa'nın
OğlUdUr. Vilayetten vilayete göç ederek on beş sene kadar
birbiri ardınca İstanbul'a ayak basmamış Olan pederiyle kü-
çük yaşlarında memleket memleket dolaştığından dolayı Bih-
ruz Bey bir çocuk için birinci derecede öğrenilmesi gereken
bilgileri on altı yaşına kadar öğrenememişti.
Numaralanmış parçalar ait oldukları edebî dönemlere
göre ikişerli eşleştirildiğinde hangisi dışta kalır?
C) III
7.
3. ADIM
Edebiyatçı, toplumdan ve toplum hayatını etkileyen olaylar-
dan bağımsız yaşayamaz. Bu nedenle eserlerinde bir şekilde
toplum hayatından izler bulmak mümkündür. Halkı anlayan,
onların duygu ve düşüncelerini yansıtan edebiyatçı, toplum
tarafından kabul görür ve 0 edebiyatçının eserleri kalıcı Olur.
Aşağıdaki roman parçalarından hangisi bu açıklamadaki
anlayışa uygun Olarak
A)
B)
C)
D)
E)
Bugün, akşama doğru bir Çeçen arabasıyla Zeyniler'e
geldim. Maarif Müdürü galiba yolları şimendifer yürüyü-
şüne göre ölçüyor. Çünkü "Nihayet iki saat" dediği yol,
sabahın tam onundan geceye kadar sürdü.
İçinde çok acı saatler geçirmiş olmama rağmen küçük
odamdan âdeta hüzünle ayrıldım. Mektepte bize bir şiir
ezberletmişlerdi. inşan yaşadığı yerde beraber bulundu-
ğu insanlarla, görünmez, ince tellerle bağlanırmış. Ayrı-
lık vaktinde bu bağlar gerilmeye, keman telleri gibi acı
şeşler çıkarmaya başlarmış.
Birdenbire korkunç bir gürültü ile yataktan fırladım. so-
tada bir şeyler yıkılıp devriliyor, gecenin sessizliği içinde
çocuk feryatları, boğuk hırıltılar, sille tokat şeşlerine ka-
rışıyordu. Uyku sersemliğiyle aklıma ilk gelen Şey yan-
gın oldu fakat yangına uğrayanlar herhâlde birbirlerini
dövmezlerdi.
Mordor ordularına karşı koyabilecek yüreğe sahip çok
az kişi kalmıştı. Çünkü açlıktan daha tez bir silahı vardı
Karanlık Kule'nin Efendisi'nin: Korku ve ümitsizlik. Artık
Karanlıklar Efendisi büyüdüğü ve bütün gücünü ortaya
döktüğü için, sadece onun iradesini ve garazını söyle-
yen şeşleri kötülük ve dehşet doluydu. Olij insanlarla
karınlarını doyurmayı uman akbabalar gibi durmadan
döndüler durdular Şehidin üzerinde.
Arabamız İnişli, çıkışlı dağ yollarına girmişti; kâh ku-
rumuş sel çukurlarından geçiyor kâh boş tarlaların,
bozulmuş bağların kenarlarını takip ediyordu. Seyrek
aralıklarla tek tük köylülere, yorgunluktan İnler gibi şeş
çıkaran kağnılara rastlıyorduk.