1.
2.
SÖZCÜKTE VE CÜMLEDE ANLAM
Sanatlar arası ilişkiler, sanat dünyasının en çetrefilli (gizli) ko-
nularından biri olmuştur. Edebiyat-sinema, müzik-şiir, fotoğraf-
resim, tiyatro-sinema ilişkileri pek çok açıdan (yönden) ele alı-
nıp tartışılmıştır. Bu tartışmalar sonucunda her sanatın kendine
özgü bir dili olduğu ve başka bir dile çevrilemezliği görüşü
ağırlık kazandı. Hiç kuşkusuz bu tartışmaların odak noktasında
(merkezinde) sinema sanatı durmaktadır. Aslında bunda şa-
şılacak bir yan da yoktur. Çünkü bütün sanatları bünyesinde
barındırdığı ve yirminci yüzyılın sanatı olduğu belirtilen sinema,
tarihsel serüveni (macerası) içerisinde pek çok sanatla yoğun
ıv
ilişki içerisinde olmuştur. Ne var ki sinema, ilk dönemlerde pek
çok çevrece sanat olarak görülmüyor; daha çok teknolojik bir
imkân olarak vasıflandırılıyordu (nitelendiriliyordu).
Bu parçada numaralanmış sözlerden hangisinin anlamı,
ayraç içinde verilenle uyuşmamaktadır?
3.
4.
Sinema üzerine çevirilerden oluşan bir derleme çıkartmaya karar
verdiğimizde seçim yapmakta zorlandık. Çevrilmesi gereken,
önemsediğimiz sayısız yazı vardı. Üstelik böylesine oylumlu
bir kitabı çıkartmak da olanaksızdı. Kitabın öğrencilere yönelik
olmasına karar verdikten sonra işimiz biraz daha kolaylaştı,
böylece bazı yazıları çıkartarak kitabı normal hâle getirebildik.
Bu parçadaki altı çizili sözü anlamca karşılayabilecek bir
kullanım aşağıdakilerin hangisinde vardır?
C) III
D) ıv
A)
B)
C)
D)
E)
Dünyaya gelmiş herkesin mutlak olarak tadacağı ölüm duygu-
su, Olga Tokarczuk'un satırlarında büyük bir mizah unsuru
olarak ele alınıyor.
En dikkat çeken özelliği ağzının şaşırtıcı büyüklüğü olan
yılan balığı, bu devasa ağız sayesinde kendinden iri canlıları
bile tek lokmada yutabilir.
Divan edebiyatının ünlü şairi Neşatî, yirmi bir yaşında ölmüş
olmasına karşın geride oldukça hacimli bir Divan bırakmıştı.
Böylesine iri bir hayvanın bu ormanda dolaşması avcıları
için tehlike oluşturuyor, bunun için bazı önlemlerin alınması
gerekiyordu.
Günlük yaşamımızda karşılaştığımız makro nesneleri algı-
lamak için düzenlenmiş gözlerimizle, pek çok şeyin farkına
varamayız.
Sıradan insanlardan farklı bir sahip olan sanatçı, ele aldığı
yaşam durumunu gerçek olarak sunmaz; onu kendi anlayış
ve bakış açısına göre düş ve düşünce gücünü kullanarak
Bu cümlede boş bırakılan yerlere aşağıdakilerden hangisi
sırasıyla getirilmelidir?
A)
B)
C)
D)
E)
gözlem yeteneğine — soyut bir — yoğurur
ufka — tartışılır bir — biçimlendirir
sezgi gücüne — derinlikli bir — yeniden oluşturur
estetik duyuşa — tutarsız bir — zenginleştirir
bakış açısına — salt — değiştirir
Sâmiha Ayverdi, 1905 yılında Şehzadebaşı gibi İstanbul'un tam
kalbinde yer alan bir semtte hayata gözlerini açmış son Os-
manidardan biridir. Allah vergisi yazma kabiliyeti ile doğal olarak
bütün incelikleriyle bildiği İstanbul'un fiziksel mekânlarını, insan-
larını, mahalle hayatını, insan ilişkileri ve arkasında duran ruhu
son derece iyi nüfuz ederek tespit etmiştir. Ancak romanlarında
yarattığı karakterleri, aksesuar olduğunu gözlere sokarcasına
haykıran mekânlarla vermeyi tercih etmiştir. Yazarın bu tercihi,
bir çelişki gibi görünse de edebî bir yapıt için hoş görülecek
bir durum olarak görülmüştür.
Bu parçada altı çizili sözle anlatılmak istenen
aşağıdakilerden hangisidir?
A)
B)
C)
D)
E)
Özgün bir tarafı olduğunu belirtmek
Kurguya zarar verdiğini düşündürmek
Kurgu için tasarlandıklarını hissettirmek
Karakterlerin yaşamıyla zıtlık oluşturmak
Dikkat çekici ve akılda kalıcı bir yönü olmak
56