1.
2.
SÖZCÜKTE VE CÜMLEDE ANLAM
At Meydanı, İstanbul'da Sultanahmet Meydanı'na verilen di-
ğer bir isimdir. Burası, eskiden Romalılar ve Bizanslıların çeşitli
yarışmalar yaptıkları bir hipodromdu. Bu alanda birçok taştan
oluşan örme bir sütun ile yekpare olan burmalı bir sütun, tüm
canlılığıyla bugün ayakta kalmayı başarmıştır.
Bu parçada altı çizili sözü anlamca karşılayabilecek bir
kullanım, aşağıdakilerin hangisinde vardır?
A) Kelimeleri ana gibi, yâr gibi görmedikçe, uzviyetimizin ay-
rılmaz bir parçası gibi üzerine titremedikçe onların bizim
olacağı, aklımızın ucundan bile geçmemeli.
B) Pencerelerin karşı duvarı yerden tavana kadar tek parça
bir aynayla örtülüydü, kapının yanında ise büyük bir vazo
duruyordu.
C) Hayatımızı bir sanat eserine dönüştürmenin yolunun, işini
sevmekten, ibadet eder gibi yapmaktan geçtiğine
inanıyorum.
D) Arkansas Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümünden araş-
tırmacılar, insan böbreğinin kan filtreleme ve iyon taşıma
işlevlerini gerçekleştirebilen bir cihaz geliştirdi.
E) COVlD-19 salgını sürecinde yaşadığımız deneyimler, birçok
alanda olduğu gibi mimari ve tasarımda da bazı zorunlu
değişikliklerin yapılmasına neden oldu.
Şiir, herkese "aynı" şeyi anlatmak için çabalamaz; bilakis (ge-
nellikle) muhatap aldığı kişilerde farklı duygular, farklı anlamlar
kazanmak için didinip durur (kararlı olmak). Şiir; yolculuğu
sırasında gelişir, genişler. Bu genişlemede doğrudan katkısı
olan ise okurdur. Eliot, "Bir şiir farklı kişilere farklı anlamlar
ifade ettiği gibi bu anlamlar, şairin kastettiğinden (öne sürmek)
çok farklı da olabilir." der. Baştan beri şiirde "anlam" üzerine
devam eden, bugün de sürmekte olan tartışmanın kökeninde
IV
(anlam evreninde) şiirden ne anladığımız yatıyor. Bu anlama
biçimimiz şiirsel tavrımızı da belirliyor. Bir şairin sözcüklere
yüklediği anlamı, okurun -hiç eksiltmeden- anlaması mümkün
müdür? Eğer böyle bir şey mümkün olsaydı şiirden bahsedebilir
(konuşabilmek) miydik?
Bu parçada numaralanmış sözlerden hangisinin anlamı,
ayraç içinde verilenle uyuşmaktadır?
3.
4.
Son günlerde, düzyazılarda, ilginç, tuhaf, anlaşılmaz bir tutum
gözlenmekte. Bu tür yazıların ortak özelliği hiçbir şey anlatma-
malan ve anlaşılmaz, ağır yazılar olması. Çözümleyici, açıklayıcı,
aktarıcı ve aydınlatıcı olması gereken bu yazılar, her nedense
imgeler ve metaforlarla anlamı kapatma, öznelleştirme ve yazı-
nın öznesini bağlamından kopartıp her yöne çekilebilecek bir şi-
razesizliğe ve savrukluğa dönüştü. Edebiyat, felsefe, estetik gibi
disiplinler arasındaki ilişkiler sağlam zeminlere oturtulamadığı
için her yazar kendine ait ve sadece kendisinin anlayabileceği
bir yazı evreni yaratarak bir bakıma kristallerin buğulanmasına
neden oldu.
Bu parçada geçen "kristallerin buğulanması” sözüyle
anlatılmak istenen, aşağıdakilerden hangisidir?
A)
B)
C)
D)
E)
Kurgusal yönden sıkıntı yaşamak
Anlaşılmaz bir duruma dönüşmek
Olaylara geniş bir açıdan bakamamak
Üslup yönünden kendini geliştirememek
Önemsiz konuları boş yere kanıtlamaya çalışmak
Stresin olmadığı bir yaşam İstesek de istemesek de stres
Bu yüzden stresin olumlu yönlerine odaklanabilir ve stresimizi
nasıl öğrenebiliriz.
Bu parçada boş bırakılan yerlere aşağıdakilerin
hangisinde verilenler sırasıyla getirilmelidir?
A)
B)
C)
D)
E)
çok zordur - bizi etkisi altına alıyor - ortadan
kaldırabileceğimizi
mümkün değildir - hayatımızın bir parçasıdır -
yönetebileceğimizi
tek düze ve sıkıcıdır - önemli bir faktör olarak karşımıza
çıkıyor - geliştirebileceğimizi
çekilmezdir - hayatımızı zorlaştırıyor - kontrol
edebileceğimizi
olanaksızdır - bizi yönlendiriyor - değerlendirebileceğimizi
C) III
D) ıv
48