Örnek Soruyu Değiştir

SONUÇ TESTİ 7 SÖZCÜKTE, SÖZ ÖBEKLERİNDE VE CÜMLEDE ANIN," 15. 16. Aşağıdakilerin hangisinde verilen cümleler arasında anlamsal bir ilişkiden söz edilemez? A) Soğan ve ekmek; bilginlerin açıklamalarına göre insanın ihtiyaç duyduğu temel besinleri, mineralleri, vitaminleri İçerir. — Ölmüş arkadaşının başında ağlayan biri, durmadan "Ekmek çok, soğan çok bu adam niye öldü?” dermiş. B) Peyami Safa, döneminin hukuksal ve kültürel gündemini yakından takip etmiş, bu yöndeki güncel tartışmaların içinde olmuştur. — Anayasa terimlerinin değiştirilmesi, felsefe terimleri, Atatürkçülük, Dil Devrimi, dünya edebiyatı konularındaki yazıları derginin çeşitli sayılarında yer almıştır. C) Vatan için büyük fedakârlıklar yapan Kâmil Bey, romanın sonunda tutuklanır. — Kamil Bey, yarı aydınlık yer altı odasını birden doldurup soluklarını kesen umutsuz yalnızlığın ortasında kalakalmıştı. Dört yanına şaşkın şaşkın bakarak titreyen yumruğunu ağzına götürdü: Yedi yıl! Burada bir başıma... Olmaz hayır, olmaz bu... D) Osman Cemal Kaygılı' nın emekli olduktan sonra yaptığı işlerden biri de tiyatroculuktur. — Yazarın, orta oyununda Kavuklu, Pişekâr ve zenne rollerinde bulunduğu, Karagöz oynattığı, çok sayıda taklit yapabildiği bilinmektedir. E) Çoğu ebeveynin aksine, bilgisayar oyunlannın çocukların gelişiminde önemli bir rol oynadığını düşünüyorum. — Toplumların düşünce yaşarnına katkılan bakımndan edebiyat ürünlerinin varlığı bir bütünün ancak yansıdır. Aşağıda verilen cümlelerden hangisi ayraç içindeki kavramla ilgili ğpğj!ğjr? A) Size bu soruyu sorarak asıl gerçekleri bulmanıza yardım etmek istiyorum. (amaç) B) Okul da hayattaki kadar geniş uygulama alanlarına sahip değildir. (benzerlik) C) Öğrencileri tahtaya kaldırdığında daha iyi tanırsın. (koşul) D) Romanın başlangıcındaki dağınıklık, sonlara doğru yerini görkemli bir anlatıma bırakıyordu. (karşıtlık) E) Dışarıda dolaşmak en sevdiğim şeydir. (karşılaştırma) 17. 18. (I) Eski Türkçede "Yula" , Osmanlıcada "çerağ” denen kandil sözcüğü; Latince parlamak, Işıldamak anlamına gelen "candela"dan geliyor. (II) Kandillerde, bal mumu ve hayvansal yağdan yapılmış mumlar kullanılırdı. (III) Bizans Dönemi'nde mumhaneler çoğalınca kandil kullanımı yaygınlaştı. (IV) Türklerde de kandiller yaygındı. (V) Özellikle camileri ve kamu yapılarını aydınlatmada kandillerden yararlanılırdı. (VI) Cam şişeler içine konan kandillerin çok kollu ve zincirle asılanlarına, Farçada "asılan" anlamına gelen "avize" denmişti. (VII) Tanzimat'tan sonra, sokakların aydınlatılması uygarlığın bir gereği sayılıyordu ve sokakların aydınlatılması için dükkânlara kandil asılması zorunluluk hâline gelmişti. Bu parçadaki numaralanmış cümlelerle İlgili olarak aşağıda verilenlerden hangisi A) B) C) D) E) I. cümlede, kandil sözcüğünün kökeni ile ilgili bilgi verilmiştir. II. cümlede, mumların yapıldığı malzeme belirtilmiştir. V. cümlede, kandillerin kullanıldığı yerlerden söz edilmiştir. VI. cümlede, kandil sözcüğü ile aynı anlama gelen bir sözcükten söz edilmiştir. VII. cümlede, iki yargı sebep-sonuç ilişkisi ile birbirine bağlanmıştır. Aşağıdakilerin hangisinde farklı bir düşünce dile getirilmiştir? A) B) C) D) E) Gerçekte yazar ne yazdığını apaçık bilebilse de hiç bilemese de onun asıl derdi, tasası "nasıl" da olsa gerek, "Nasıl yazılmalı?" Yazış diye bir şey vardır ortada. Birtakım şeyleri seçtiği için değil, birtakım şeyleri şu ya da bu biçimde söylemeyi seçtiği için yazar olur inşan. Evet düzyazıya değerini veren yazıştır. Flaubert, içindeki fırtınayı tek bir "ben” olarak okura yansıtmamak için gece yarısı balkona fırlar; o "ben”ini haykıra haykıra yıldızlara söyledikten sonra yazmakta olduğu romanın başına dönermiş. Yazma, sözcüklerle gerçekleştirilen bir davranıştır; sözcüklerin dünyasında yapılan bir yolculuktur. Yazar ise sözcüklerin ülkesinde yeni keşiflere çıkan kişidir. Ben yazarın ne anlattığına bakmam; dil işçiliğine, sözcüklerle oynama, boğuşma stiline bakarım.