PARAGRAF sözuJĞü
Nostalji: Geçmişteki güzelliklere Olan özlem duygusu ve
bu duygunun baskın bir duruma gelmesi, geçmişseverlik.
Olgu: Birtakım olayların dayandığı sebep veya bu
sebeplerin yol açtığı sonuç.
Oylum: Derinliği olan.
Öngörü: Bir işin ilerisini kestirme veya bir işin nasıl bir yol
alacağını önceden anlayabilmek ve ona göre davranmak.
Önsezi: Hiçbir belirti yokken bir şeyin olacağını sezme, içe
doğma.
Örneksemek: Örnek olarak almak.
Örselenmek: Yıpranmak, zedelenmek, hırpalanmak.
Örüntü: Olay veya nesnelerin düzenli bir biçimde birbirini
takip ederek gelişmesi.
Öykünmek: Birinin yaptığı gibi yapmak, birine veya bir
şeye benzemeye çalışmak, taklit etmek.
Öz: Biçim içinde yer alan düşünsel içerik.
Öz eleştiri: Bir kimsenin kendi davranışları üzerine
yönelttiği eleştiri.
Öz denetim: İnsanın, önemli bir amaç için davranışlarını
kontrol altına alması ve kısıtlaması, otokontrol.
Özgünlük: Orijinallik, sanatçının kendine özgü (has)
özellikler taşıması. Nitelikleri bakımından farklı ve üstün
olan.
Ozdeş: Her türlü nitelik bakımından eşit olan, ayırt
edilemeyecek kadar benzer olan, aynı.
Özlülük: Düşünceyi fazla, gereksiz söz kullanmadan
bildiren, az sözle çok şey anlatan.
Öznel: Kişinin düşünce ve duygularına dayanan, yorum
içeren, kanıtlanamayan, ölçülemeyen yargılar. Yanlılık.
Özümsenmek: İçselleştirmek, edinilmiş bilgileri kendi öz
malı hâline getirmek.
Panorama: Genel görünüm.
Paradoks: Aykırı düşünce, çelişki.
Popüler: Halkın zevkine uygun, halk tarafından beğenileni,
tutulan.
Ritim: Seslerin düzenli bir biçimde yinelenmesinden doğan
ses uyumu, ahenk.
Salık vermek: Tavsiye etmek. Haber vermek.
Salt: Yalnızca, sadece.
Saptama: Tespit etmek, belirlemek.
Sav: İleri sürülen düşünce, iddia.
Sayıp dökme: Bir kavram ya da durumla ilgili yargıları,
ömekleri art arda sıralama.
Söylem: Söyleyiş. Kalıplaşmış, klişeleşmiş söz, ifade.
Tekdüze: Değişmeden, düzenli, aynı biçimde tekrarlanan,
sürüp giden, monoton.
Tema: Bir yapıtta işlenen konu, düşünce, görüş ana konu.