6.
7.
8.
Orta Çağ felsefesi özneden hareket eden, bilimin gelişimine
koşut olarak Önce bilgi konuşunu ele alan ve varlığı bilimin
taleplerine göre sınıflayan ya da yorumlayan modem felse-
tenin tersine, Önce zihinden bağımsız bir gerçekliğin bilgisi-
ne nasıl ulaşılabileceğini konu alır.
Bu parçadan ulaşılacak sonuç aşağıdakilerden hangi-
sidir?
A) İnşan bilgisi sınırlıdır.
B) Gerçeğin sınırları bilimle anlaşılır,
C) Her gerçeğe ait tutarlı bilgiler vardır.
D) Var olmak algılanmış olmaktır.
E) Ontoloji, epistemolojiden önce gelir.
İbn Rüşd'e göre, "Felsefeyle din aynı yolun yolcusudur.'
Aynı hedefe giden yolda yürüyen bu disiplinler, sadece farklı
araçlarla farklı şöy emleri kullanırlar. Aynı hakikat felsefede
bilimsel bir tarzda, dinde ise hitabet yoluyla ifade edilir; on-
lar yalnızca aynı hakikati farklı şekilde dile getiren disiplinler
veya şöylemlerdir. Bundan dolayı felsefe, dinin ikiz kardeşi
ya da onlar birbirlerini doğaları gereği seven iki arkadaş gi-
bidirler,
Bu parçada vurgulanan düşünce aşağıdakilerden han-
gisidir?
9.
10.
İl.
İlk Çağ felsefesinde insanın temel probleminin bu dünya-
da ve kent devleti sınırları içinde mutluluğa erişmek Olduğu
kabul edilmişti. Aynı zamanda insanın bu problemi çözebi-
lecek güce sahip bulunduğuna kendi çabasıyla İyi ve mut-
lu bir hayata ulaşabileceğine inanılmışken, Orta Çağ'daki
problemler, yeryüzündeki hayattan ziyade, bu dünyadan
sonraki hayatla İlgili olan problemlerdir, Aranan mutluluk, bu
dünyadaki mutluluk değil ebedi bir saadettir.
Buna göre Orta Çağ felsefesi hangi yönüyle İlk Çağ fel-
selesinden ayrılır?
A) Otoritelere boyun eğilmesiyle
B) Her türlü bilginin sorgulanmasıyla
C) İnsanın, yaşamının belirleyicisi olarak görmesiyle
D) Bireyi güçlü görmesiyle
E) Bu dünyayı araç olarak görmesiyle
Doğal ihtiyaçların etkisiyle bir araya gelerek toplumu oluş-
turan bireyleri, bilgin ve erdemli kişiler yönetmelidir, Bir top-
luma ancak bedenen ve ruhen sağlam, zeki, öğrenme ve
öğretmeyi seven, dürüst, kendine güvenen, Tanrıya inanan,
çalışkan kimse başkan olmalıdır, Bu Özelliklere sahip yöne-
ticiler, yönettikleri kişilerden bilgi bakımından yüksektirler.
Mutluluğa ulaşmak için kurulan her şehir erdemli şehirdir.
Farabi El-Medinetü'l Fazıla adil eserindeki bu görüşle-
riyle aşağıdakilerden hangisine vurgu yapmıştır?
A)
B)
C)
D)
E)
Dini gerçekler felsefeyle yorumlanmalıdır.
Felsefeye yön veren dindir.
Felsefe ve dinin doğruları çelişmez.
Felsefenin sınırları dinin sınırlarıdır.
İnancın konusu yapısı gereği sorgulanmaz.
A) Varlık ve erdeme
C) Bilim ve sanata
B) Bilgi ve estetiğe
D) Ahlak ve siyasete
Orta Çağ'da iman, Tanrı'nın en gerçek varlık olduğunu,
dini Öğretilerin doğruluğunu kalben ve tamamen onayla-
mak anlamına gelir. Oysa akıl, esas itibariyle gördüğüne
bel bağlar; o, sadece mantık kurallarına uygun olana,
kanıtlanabilene, birtakım deliller yoluyla desteklenebilene
inanır. Böyle olduğunda iman ile akli birbiriyle hiçbir şekilde
bağdaşmaz. Din veya iman yolunda, aklın yapabileceği hiç-
bir Şey yoktur, O, İnsanı dinin hakikatlere götüremediği gibi
dikkati buradan uzaklaştırır.
Buna göre Orta Çağ felsefesinde aşağıdakilerden han-
gişine karşı çıkılmaktadır?
A) Gerçek varlığın tümeller olduğuna
B) İmanın aklın üstünde yer aldığına
C) Aklın İmandan farklı çalıştığına
D) Aklın insanı Tanrı'nın varlığına götüreceğine
E) Doğru bilgiye iman ile ulaşılabileceğine
E) Etik ve estetiğe
İslam düşünürleri Batıdaki Hristiyan muadilleri ile aynı dü-
şünsel sorunlarla karşı karşıyaydı. İslam düşünürleri de
tıpkı Hristiyan düşünürleri gibi Tanrı'nın varlığını, birliğini ve
yaratıcı etkinliğini akli açıklamalarla temellendirmek zorun-
luluğu hissediyorlardı. İnsanın neleri, ne ölçüde bilebilece-
ğİnİ büyük bir düşünsel yetkinlikle tartıştılar ve bu sorunları
doğru işleyen her inşan aklını ikna edecek şekilde çözüme
kavuşturmaya çalıştılar.
Bu parçadan hareketle aşağıdaki bilgilerin hangisine
ulaşılabilir?
A)
B)
C)
D)
E)
İslam dünyası her açıdan Hristiyan dünyasından daha
ileri düzeydedir.
Doğulu ve Batılı düşünürler aklı esas alarak Tanrı'nın
varlığını açıklamaya çalışmışlardır,
Pozitif bilimler, ilk kez İslam dünyasında ortaya çıkmıştır.
Skolastik düşünce bilimsel çalışmaların önünü açmıştır.
İslam dünyasındaki gelişmeler Haçlı seterleriyle Avrupaya
taşınmıştır,
z
o
133