OKUMA PARÇASI
MUSTAFA KUTLU: BİR MEMLEKET HİKÂYECİSİ
1970'ten 2012'ye kadar yirmi iki öykü kitabına İmza atan Mustafa Kutlu (1947-), kendi ifadesiyle "öyküsünü
geç bulsa da" onu sağlam temellere yaslayarak kendine has bir öykü evreni kurmayı başarmıştır. Kutlu' nun Türk
öykücülüğünde ayırt edici özelliği 'Şark hikâyeciliği" tavrıdır. Daha ilk öykülerinden İtibaren kuşağının ezici çoğun
luğunun peşinde olduğu dönemin gözde akımlarına (varoluşçuluk/bunaItl/Kafkaesk) uzak durmuş, bu akımları
"yerlilik” bağlamında tasvip etmemiştir. O, öyküdeki arayışını hikmet ve ahenk olarak belirlemiştir. Hikmeti tema,
ahengi de biçim anlamında kullanmıştır. Böylece gelenekle bir bağ kurup hem muhteva hem de biçim olarak ge-
lenekle bugün arasında yaşanan kırılmanın önüne geçmek istemiştir.
O, yaşanan toplumsal, bireysel çarpıklıklardan iyimser gözlerle hikmetler devşirip kalplere ulaşmayı deneyen
bir derviş hikâyeci gibidir. Olaylara, insanlara tevekküle yaslanan muzip bir tebessümle bakan Kutlu, insan ruhu-
nun/psikolojisinin gizlerine eğilir. Öykülerinde incitici insani hâllerin ucuz tüketimini/kullanımnı yapmadan, bütün
bunları içselleştirip, kalıcı, sarsıcı sonuçlara ulaşmayı dener. Abartılardan, yapmacık artistliklerden kaçınarak hep
peşinde olduğu "hikmet ve ahenk" çizgisinde, geleneğin modern dilini konuşmaya çalışır. Hasbi, kalbî ve sahih
olanı metne aktarırken gelip geçici dönemsel akımlardan/moda yönelimlerden uzak durur. Bundan dolayı onun
daha şimdiden öykücülüğümüzün yol haritasında kolay atlanamayacak önemli bir yön/ufuk oluşturduğunu rahat-
llkla söyleyebiliriz.
İlk kitabı Ortadaki Adam (1 970), bir okumuşun (hikâyecinin,lbir öğretmenin) gözünden kasaba İzlenimlerini yan-
sıtır. Kitap zaman zaman kasaba-kent karşıtlığını İşlerken, ağırlıklı olarak öykücülüğümüzde Sait Faik ile hayat bu
lan "küçük İnşan" idealizmini öne çıkaran öykülerden oluşur. Gönül İşi (1974) ilk kitaptaki duyarlığın İz düşümüdür
bir bakıma. Aynı temalar, aynı bakış açısı Gönül jşi'nde biraz daha geliştirilmiş, çeşitlendirilmiştir. Ama anlatımın
rahatladığı, etkilenmelerin azaldığı gözlenir. Yokuşa Akan Sular (1979) onun sesini bulduğu bir çalışmadır. Kitap,
Anadolu'nun çeşitli yerlerinden kopup İstanbul'a gelmiş İnsanların, büyükşehirde ayakta kalma, var olma müca
delelerini anlatır. Yoksulluk İçimizde'de (1981) ana İzlek kâr-zarar, zenginlik-yoksulluk kavramlarıdır. Burada gönül
zenginliğinden mal zenginliğine evrilen anlayışın ağır eleştirisi yapılırken, "Gerçek zenginlik nedir?" sorusunun ce-
vabl için okurla birlikte yolculuğa çıkılır. Yoksulluk İçimizde, Kutlu'nun "hikmet" anlamında en sarih kitabıdır. Bi-
çimsel olarak da gelenekle buluşma çabasını, gayretini yansıtır. Ya Tahammül Ya Sefer'de (1983) İse, "öl desen
hemen ölüverecek güzel çocukların" zamanla nasıl savrulduklarını, davadan nasıl uzaklaştıklarını anlatır.
Bu Böyledir (1987) Kutlu'nun öykü serüveninde bir başka dönüm noktasıdır. Kitap, hayatta umduğunu bula-
mamş ve ömrü hep başka arı tarafından yön endirilmiş Süleyman arın trajik öyküsünü anlatır. Sır (1990) birbirleri-
ni izleyen, tamamlayan dizi öykülerden oluşur. Öykülerin odağında ise tasavvuf kurumu yer alır. Ama asıl izlek Kut-
lu'nun tüm öykülerinde olduğu gibi, değişimdir. Öykülerinde, değişim olgusunu inşan, kurum, inanç alanlarında
ayrı ayrı işleyen Kutlu, burada tasawufi realitenin günümüzde nasıl bir görünüm sergilediğini, ironik bir dille anla-
tır. Arkakapak Yazılan'nda (1995) modernizmin, konforun neye mal olduğunu, insandan, doğal yaşamdan neler gö-
türdüğünü gündeme getirerek modem ve çağdaş insanın tabiata, doğallığa karşı acımasız, aldırmasız tavrını, du-
ruşunu eleştirir.
Kutlu, Hüzün ve Tesadüfte (1999), anık iyice netleşen duyarlığı sürdürür: Düş ülkesi olan köye ve küçük ka-
sabaya yine romantik bakışlar, kentin karmaşasında kıstırılmış, nefes almaya çalışan küçük insanın açmazları ve
tüm bu sorunlara karşın ileri sürülen çözüm aray şiarı. Uzun Hikâye (2000) istasyonda başlayıp istasyonda biten
bir "uzun hikâye"dir. Tabiat sevgisi, istasyon, melodramik ögeler, kasaba insanlarına içten bakş, harbi söylem an-
latıda yerlerini alır. Pürüzsüz, sade bir anlatımla, içtenlikle kotarılmış bir Öykü çıkarır ortaya. Yüz on beş sayfalık
hikâyesiyle anık "uzun” yazacağının ilk sinyallerini verir.
Kutlu, köy hikâyelerinin/romanlannın bittiği, edebiyatımızdan çekildiği bir dönemde Beyhude Ömrüm (2001) ile
Ik iki kitabındaki temalarına yeniden eğilir. Kitap, köyden kente göç olayını, sosyal değişmeyi ana eksen alıp doku-
nakil bir doğa öyküsü anlatır. Bu, Kutlu'nun Anadolu romantizmi anlayışının yeni bir yorumudur. Beyhude Ömrüm,
tematik anlamda Kutlu öykücülüğünün tüm özelliklerini bünyesinde taşısa da biçimsel anlamda yeni bir dönemin
başlangıcını haber verir. Bu artık sadece "uzun" yazmak değil, yeni bir türün ilk basamaklarıdır. 2002'de yayımlanan
Mavi Kuş'ta, Uzun Hikâye ile başlayp Beyhude Ömrüm ile devam eden son dönem öykü anlayışına yeni bir sayfa
açar. Tek hikâyelik kitap iki yüz on bir sayfadan oluşur. (...)
(Necip Tosun, Öykümüzün Kırk Kapısı)
KIRK KIPISI