NOT
Mazmunlar, divan edebiyatını basmakalıp bir söyleme sıkıştır-
mıştır. Ancak güçlü şairlik yetenekleri ile Fuzûlî, Bâkî, Şeyh
Gal@ Nedim gibi şairler bu basmakalıp ifadeleri aşarak Öz-
gün söyleyişler yakalayabilmişlerdir.
—j Divan edebiyatında düzyazı ikinci plandadır ve bu alanda ve-
rilen eşerler sanat yapmak amacıyla süslü bir dille kaleme
alındığından öğreticilikleri zayıftır.
.lj İslam ve Türk tarihi, Şehname ve İran mitolojisi, Arap halk hikâ-
yeleri, peygamber kıssaları, evliya menkıbeleri, Kur'an-ı Ke-
Hadis. tasavvuf, kimya. hendese (geometri ve matema-
tik), ilm-i nücum (astroloji, gök bilimleri), yerel kültür unsurla-
n gibi birçok kaynak, divan edebiyatım beşleyip geliştirmiştir.
Divan şiirinde heceyle yazılmış birkaç şiir dışında aruz Ölçüşü
kullanılmıştır, Aruz, hece ölçüşünde olduğu gibi hecelerin
sayısına değil uzunluk-kısahğına (açıklık-kapalıhğına) dayanan
bir ölçüdür.
Genellikle beyit birimi kullanılır. Bunun yanında dörtlük,
beşlik, altdık gibi başka nazım birirnlerine de yer verilmiştir.
.lj Şiirde parça güzelliği ön planda tutulmuştur. Şiiri oluşturan te-
mel yapı taşı olarak beyit görülmüş, her beytin kendi içinde
güzel, anlamlı, etkili olması gerektiği düşünülmüştür.
Şiirlerde konu bütünlüğü olmadığı için başlık kullanılmaz. Şi-
irler; uyağına (Kaside-i Raiye), nazım şekline (Gazel, Murab-
ba) , nazım türüne göre (Hicviye, Mersiye) farklı biçimlerde ad-
landınlabilir.
...j İran edebiyatından alman mesnevi, rubai; Arap edebiyatından
gazel, kaside, murabba, kıta, terkibibent, terciibent vb
ve Türklerin divan şiirine kazandırdığı tuyuğ ve şarkı nazım bi •
çirnleri kullanılmıştır.
"Kafiye göz içindir.- anlayış benimsenmiş, çoğunlukla tam ve
zengin kafiyeye yer verilmiştir.
Şairler, genellikle aynı konulan işlemiştir. Bu durum divan ede-
biyatında konudan çok konunun işlenişinin Ön planda olma-
sından kapaklanır. Konular mazmunlarla, imge ve söz sanat-
larıyla işlenir.
Şairler genelhkle son beyitte mahlaslarını söylerler. Bu uygu-
lama. telif haklarının bulunmadığı bir dönemde bir anlamda
esere imza atmak gibi bir işlev görmekteydi.
—J Toplumsal konular yok denecek kadar azdır. Şairler, ele aldık-
lan soyul ve bireysel konuları kişisel bakış açısıyla yorumla-
makla yetinmişlerdir. Şarap, talih, kadın, aşk ve Özellikle aşk
acısından duyulan mutluluk, işlenen konuların başında gelir.
Divan Şiirinde Aşk
Divan şiirinin temel konusu aşktır. Şairin, aşk duygusunu
şiirinin ekseni yapması ve kendisini âşık pozisyonunda gös-
termesi, bu şiir geleneğinin en belirgin özelliklerindendir.
Divan şiirindeki aşkın en önemli özelliği tok taraflı olması-
dır. Seven, aşkın ızdırabını çeken "âşık"; âşığın duyguları-
na karşı seyirci bir tavır takınan, ondan İlgisini esirgeyen
ise "maşuk" yani sevgilidir.
Divan şiirinde aşk, "âşık-maşuk-rakip" üçgeninde şekillenir.
Âşık (Seven): Ağlayıp inler, aşk ızdırabı çeker fakat
bunu kabullenip bir lütuf gibi karşılar, sevgilinin eziyet
ve mihnetleri karşısında aşktan elini çekmez, Syan edip
sevgiliden uzaklaşmaz, âdeta cefacı sevgilinin mahkû-
mudur.
Maşuk (Sevilen, Sevgili): "Âşığına eziyet, cefa, naz,
kahredici ilgisizlik ve vefasızlık' temel özelliklerindendir.
Rakip: Divan şiirinde âşık-maşuk ilişkisi arasında âşk ile
yanşan ve ona ortak olan kişidir. Âşığa en az sevgili ka-
dar eziyet eder, âşığın nazarında kötü bir yere sahiptir.
Divan şiirinde aşk, ilahi ve beşerî olmak üzere başlıca iki
anlamda kullanılmıştır. Özellikle tasavvufta işlenen ve Allah
aşkının ele alındığı ilahi aşka "hakiki aşk", sevgiliye duyu-
lan aşkın işlendiği beşerî aşka da "mecazi aşk' adı verilir.
Bütün klasik Doğu edebiyatlarında ol
düğü gibi divan edebiyatında da gül İle
bülbül, âşığı ve maşuku temsil eder.
Bülbül, güllerin açtığı günlerde daha
canlı öttüğünden gül İle arasında hayalî
bir aşk ilişkisinin var olduğu kabul edilmiş; bülbül âşığa,
gül de maşuka benzetilmiştir. Aralarındaki bu ilişki meca-
zi aşk olarak kabul edilmiş, gülün aşkı İle tutuştuğu İçin
bülbüle "şeydâ" (çılgın) ve "zâr' (ağlayıp inleyen) sıfatları
verilmiştir.