9. Marquez'in "Yüzyıllık Yalnızlık” adlı yapıtında koca bir yüzyıla tanık
olur, Orhan Pamuk'un İstanbul temalı kitaplarında İstanbul'un
kent olarak yaşadığı dönüşümleri görürsünüz. Dostoyevski aynı
zamanda size Çarlık Rusya'yı anlatır. Kafka yalnızca bireyin
iç dünyasını anlatmaz; o dönemin Doğu Avrupa atmosferini,
insan ilişkilerini, değerlerini ve bu ilişki ağı içinde bireyin varoluş
dünyasını irdeler. Dolayısıyla
Bu parçanın sonuna düşüncenin akışına göre
aşağıdakilerden hangisinin getirilmelidir?
A) hangi döneme bakarsanız bakın o dönemin edebî eserle-
rinde dönemin tanıklıkları, ahlaki ilişkileri, kişisel çatışmaları
ele alınır
B) yaşanan dönemler, kırılmalar yada toplumsal sorunlar yazarı
her zaman etkilemez; yazarın yapıtlarını oluşturma konusun-
da itici bir güç oluşturmaz
C) yazarın kendi yaşamı ve çevresinden gözlemlediği olay ve
durumlar bir yapıtın ana iskeletini oluşturur, yazar otobiyog-
rafisinden beslendiği ölçüde başarılı bir yapıt verebilir
D) her yazar, az ya da çok edebî gelenekten, kültürü oluştu-
ran ögelerden beslenmelidir; aksi hâlde yazdıkları kendi
ulusunda yankı uyandırmayacaktır
E) her yazar, kendi yazdıklarına eleştirel bir gözle bakarak ek-
siklerini tespit etmeli; bu eksiklerini yapıtını yayımlamadan
döne döne düzeltmelidir
10. Hayatınızda bilincinize ve aklınıza çok güvenen bir kişi ola-
bilirsiniz. Algınıza ve gördüklerinize kesin gözüyle bakıyor ve
hayatı sadece gördüklerinizden ibaret olarak düşünüyor ola-
bilirsiniz. Ancak Söz gelişi bir sihirbaz, basit bir numara ile
elinizdeki bozuk parayı gözlerinizin önünde yok edebilir. Sosyal
yaşamda da çevrenizdeki insanların çoğu, ikili ilişkilerde sizi
manipüle etmeye çalışır. Manipüle; bir kişinin diğerini etkisi
altına alması, bilinçli olarak yönlendirmesi ve isteği dışında
davranmaya zorlaması durumu olduğundan manipüle edilen
kişi açısından hiç de hoş bir durum değildir.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre
aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
A) algınızı başka bir yöne çekmek, bilincinizi küçük oyunlarla
etkilemek sıradan davranışlar değildir.
B) hayatta her şey sebep-sonuç ilişkisi ile açıklanabilecek ni-
telikte olaylardan meydana gelebilir.
C) olaylara bakış açınız kolayca değiştirilebilir ve algınız da
kandırılabilir.
D) gündelik hayatta insanlar başkalarının kendileri gibi düşün-
meşini sağlamak için ikna yolunu kullanır.
E) bilinciniz ve algınız dış etkilere göre biçimlenir ve siz de
kolayca girdiğiniz ortama uyum sağlarsınız.
11. Günlük, olağan sorunları bile dünyanın sonu gelmişçe-
sine yaşarlar. Kendilerine ilişkin olaylarda olduğu gibi, diğer
insanların yaşantılarına ilişkin beklentileri de daima olumsuz-
dur. Ürettikleri felaket senaryoları ile çevrelerindeki insanları da
bunaltırlar. Çünkü kaygı bulaşıcı bir duygudur ve kaygılı insan
çoğu kez çevresindeki kişileri de kendi sistemine sokmayı ba-
şarır. Ancak bu arada ilginç bir çelişki de yaşanır. Kaygılı inşan,
kaygılarına katılmayan kişilere karş bir yandan kızgınlık yaşar
ve onları kendisini ciddiye almamakla suçlarken öte yandan
kendisiyle birlikte sürüklenmedikleri için onlara saygı ve güven
duyar.
Bu parçanın başına düşüncenin akışına göre
aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
A)
B)
C)
D)
E)
Duygu ve düşüncelerin altında yatan nedenler hep merak
edilmiştir.
Kaygılı insanların olaylara bakış biçimi oldukça karamsardır.
İnsanları anlamak için davranışlarına bakmak lazım.
Kaygılı insanlar genelde korkak tabiatlı kişilerdir.
Olayların hep olumsuz tarafını görmek bir kişilik
bozukluğudur.
12. Bize yazarın ne demek istediğini bildiren, kelimeler değil; onların
birbirleriyle birleşerek meydana getirdikleri bütündür. Düşünün
bir kere, "Ben kırlarda gezmeye gidiyorum.” dediğimiz zaman
o cümledeki kelimeleri kullandığımızın farkında mıyız? Biri bize
"Sen şimdi ben, kır, gezmek, gitmek sözlerini kullandın.” dese
belki şaşarız. Kır ile gezmek neyse ne ama ben ile gitmek
sözleri bize yabancı gelebilir çünkü biz ayrı aynı o kelimeleri
değil, hepsinin birden bildirdiği şeyi düşünmüşüzdür. İnsan
kelimelerle değil, cümlelerle düşünür. Demek ki çeviride de bir
yazarın kullandığı kelimelere bağlanmak, onların hepsine bir
karşılık bulacağım demek boştur; o yazarın meramını kavrayıp
dilimizde onu anlatmaya çalışmak gerektir.
Bu parçada anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
A)
B)
C)
D)
E)
Çeviri yaparken bir cümledeki kelimelerin değil, bütün cüm-
lenin Türkçedeki karşılığını aramak gerekir.
Çeviride okurun ilgisini canlı tutabilmek için gerektiğinde
çevrilen eserde olmayan sözcüklere de yer verilir.
Çeviriyi bire bir sözcüklerin aktarılması olarak görmeyip
çeviride duygusal bir atmosfer de oluşturulmalıdır.
Okurun, yabancısı olduğu kültürü algılamada zorluk çek-
memesi için çeviride gerekli açıklamalar yapılmalıdır.
Sözcükleri gerçek anlamlarıyla değil, daha çok mecaz an-
lamlarıyla kullanma çeviriyi etkileyici kılar