@KuasarNemesis
Test 06
3.
l. Yemeğin siyasi bir otorite, bir araç olarak kullanılması
Osmanlı Devleti'nde önemli bir unsur. Halkı doyurmak,
halkı doyuran han, sultan imajı çok önemli. Sultan,
büyük şenliklerde toplumun her kesimine yemek
vererek herkesi doyuruyor. Böylece "doyuran kişi”
olarak kendi gücünü doğruluyor ve sağlamlaştırıyor.
II. Yemek, Osmanlı toplumunda önemli bir sosyalleşme
aracı aynı zamanda. Kışın yapılan helva sohbetleri,
hamamlarda ve mesire yerlerinde yenilen toplu
yemekler geçmişte sosyalleşmek için önemli bir araç
olmuştur.
III. Yemeğin anlamı Osmanlı kültürünün dilinde de kendine
yer bulmuştur. Bu durumu "nan-ı nemek” yani "tuz
ekmek hakkı” deyiminde görürüz. Bu ifade çok eski
dönemden itibaren Osmanlı kaynaklarından beri var.
Yani Osmanlı, eskiden beri yemek üzerinden mesaj
gönderiyor.
4.
Ben de bir romancıyım ama Stendhal gibi, romanımda yol
boyunca ayna tutamam artık. Çünkü değil yol; şehirler,
ülkeler, kıtalar boyunca ayna tutuldu ve dünya tamamen
aynaya dönüştü. Şimdi ben bu aynanın içinde, tam da onun
göstermediği ve göremediği bir yerdeyim. Stendhal'dan ilham
alan ve olanı olduğu gibi vermenin gerekliliğini benimseyenler
beni eleştirse de fikrimi değiştireceğimi sanmıyorum.
Bu sözleri söyleyen kişinin aşağıdaki metinlerden
hangisini beğenmesi beklenir?
Bu üç parçadan çıkarılabilecek ortak sonuç
aşağıdakilerden hangisidir?
A) Osmanlı'da yiyeceğin sembolik anlamı vardır.
B) Yemekle ilgili birçok ritüelin temeli Osmanlı'ya dayanır.
C) Teknolojinin olmadığı bir dünyada yemeğin kendisi
zaman alan bir olgudur.
D) Her kültür geçmişten günümüze getirdiği kültürel
özellikler taşır.
E) Yemek insanlar için sadece beslenme değil, estetik
yönden de bir zevk kaynağıdır.
356
z
A)
B)
C)
D)
E)
Evin ön yüzünü kuşatan resimlere bakıyordum. İlkinde
kitap okuyan bir kız görünüyor. Yüzükoyun uzanmış.
Gözlerini bir noktaya dikmiş. Yandaki resme kayıyor
gözlerim. Yatağın yanında bir sehpa, üstünde yanan bir
mum var.
Yirminci yaşıma basmıştım. Yaş günüm için halamın
düzenlediği yemek geç vakitlere değin sürdü. Çağrılılar
birer ikişer uğurlandı. Halam arada bir gözlerini bana
dikiyor, bir şeyler diyecek gibi oluyor, sonra vazgeçiyordu.
Giyimliydi. Yalnız ayakları çıplaktı. Baş ucunda, tabanları
kararmış yün çorapları, dökme lastikten yapılma
ayakkabıları dururdu. Bileğine takılı safran sarılı tespihi,
gür, koyu görünen bıyıkları, çizgilerle dolu bir alnı vardı.
iri kar taneleri sanki kendisiyle oynaşmak ister gibi alnına,
burnuna, kalın kaşlarına çarpa çarpa bir çeşit bayılmayı
andıran kendinden geçişlerle yere düşüyorlardı. Başka
zaman olsaydı, büyüleyici bir kış dansı olurdu bu ama
şimdi olmaz.
Deri matarasını pınardan doldurdu. Ağzının tıkacını
kapattı. Bostan tarlasına yöneldi. Tarla, pınarla
Karasu'yun arasında, güneye doğru uzuyordu. Ağır
adımlarla bostan tarlasına girip boz toprağın üstündeki
karpuz kelebeklerine baktı.