@KuasarNemesis
Test 56
l.
6.
7.
118
"Dünya yüzünde sevilmeye ve sayılmaya layık Türklerin
hiçbir medeni eserleri olmasa bile, yalnız şu gökten yıldızları
toplayıp minareler aralarında yazı yazmayı akıl etmeleri,
bunda muvaffak olmaları, onların medeniyette ne kadar ileride
olduklarının bir ifadesidir.”
Yabancı bir seyyahın söylediği rivayet edilen bu söz, biz
Türklerin gururunu okşamak için uydurulmuş olsa bile, içinde
geçen bir tanımlamaya katılmamak mümkün değil: "Gökten
yıldızları toplayıp minareler arasına yazı yazmak.” Gerçekten
de mahyalar en az yıldızlar kadar gökyüzünün süsüdür. Onlar,
ateşle ve sabırla oluşturulmuş birer sanat eseri, camiler ise bu
sanat eserlerinin sergilendiği galerilerdir aslında. Üstelik bu
muhteşem görsel şölen senenin sadece bir ayında izleyicisiyle
buluşur.
Bu parçadan mahya ile ilgili olarak aşağıdakilerden
hangisi çıkarılamaz?
A) Türklere özgüdür.
B) Süsleme amacıyla oluşturulmuştur.
C) Toplanan mahyalar galirelerde sergilenmektedir.
D) Asıldığı yerde sadece bir ay kalır.
E) Görselliği ışıklandırma üzerine kurulmuştur.
Gazeteci:
— Evinde fiziki olarak radyo olan insan sayısı gitgide
azalıyor, telefonlarımızda radyo var evet ama şu an asıl hiç
vazgeçilmeyen şey arabada radyo dinlemek. Radyo bu kadar
kan kaybederken bu alışkanlığımız nasıl gerilemedi?
Radyocu:
— Bundan insanlar gerçekten vazgeçmedi. Yapılan
araştırmalara göre de insanlar en çok arabada Drive Time
(sürüş zamanı: 18.00 - 20.00) saat dilimlerinden radyo
dinliyor. Ben de zaten uzun yıllar Drive Time programcısıydım.
Kadın - erkek ilişkileri üzerine program yapıyordum. Aslında
biraz psikolojik bir programdı, çözdüğümüz çok ilişki,
boşanmadan döndürdüğümüz evlilik oldu. Keşke bunları
bu dönemde de yapabilsek ama yapamıyoruz çünkü radyo
patronları konuşan radyocu istemiyor artık.
Gazeteci :
— Peki günümüz pop şarkılarının da sözleri gayet iyi olduğu
hâlde çabuk unutuluyor. Biz hâlâ 90'Iarın şarkılarını dinlemeye
devam ediyoruz bunun sebebi nedir? 90'Iı yılları özel kılan ne?
Radyocu:
— Günümüz şarkılarının ruhu yok... Ne sözlerinde ne
bestesinde, hepsi bir matematik üzerine kuruluyor. Nakaratta
patlatırız, şöyle yaparız denildiği için ruh yok. 90'Iarda Uzay
Heparılar, Onno Tunçlar vardı. Onlar gerçek müzik adamıydı,
müzikle yatıp müzikle kalkarlardı. Şimdiki müzisyenler bu işi
şöhret olmak için yapıyorlar. Üretmek, kalıcı olmak için değil
daha çabuk para kazanmak, sokakta tanınmak için bunu
yapıyorlar.
Bu diyalogdan hareketle aşağıdakilerden hangisine
ulaşılamaz?
A) Gazeteci, arabada radyo kullanımıyla radyonun günlük
yaşamdaki yerinin bir çelişki barındırdığını düşünmektedir.
B) Radyocuya göre radyo programları bazı sorunların
çözümüne yardımcı olmaktadır.
C) Gazeteci, 90'Iı yılların şarkılarının, benzerlerinden farklı
olmasının gerekçesini merak etmektedir.
D) Radyocu için, günümüzde müzik, sanatsal amacından
uzaklaşmıştır.
E) Gazeteciye göre, günümüz şarkı sözlerinin iyi olduğu
hâlde unutulması haksızlıktır.
8.
z
9.
Roman kahramanları bütün canlılıkları, bütün gerçeklikleri
ile asıl kendilerini yaratanlar için vardırlar, onlar için yaşarlar.
Unamuno, Sis romanının kahramanı Augusto Peres'i
öldürmeye karar verdiği zaman onun "Yaşamak istiyorum
Don Miguel, yaşamak istiyorum! Yaşamak istiyorum!” diye
bağırdığını anlatmıyor mu? Pivandello, her pazar sabahı saat
yedi ile on arasında, hayalinin kahramanlarını kabul ettiğini
"La Trappola-Tuzak” başlıklı hikâyesine yazdığı ön sözde
söylemiyor mu? Ya Balzac? Balzac: "Gerçeğe dönelim.”
diyordu, "Eugenie Grandet ile kim evlenecek?”
Bu parçada yarattıkları roman kahramanlarıyla
ilişkileri anlatılan yazarların içinde bulundukları durum
aşağıdakilerden hangisiyle açıklanabilir?
A)
B)
C)
D)
E)
Bir romancının yapıtlarında yaptığı şey, içinde bulunduğu
duruma ayna tutmaktır.
Romancı için gerçek dünya, içinde kahramanlarının
yaşadığı, geliştiği, öldüğü dünyadır.
Roman dünyasında, romancının yarattığı kahraman,
yazarının romandaki izdüşümüdür.
Beğenilmek isteyen romancı, kahramanlarını halka
beğendirmek zorunda hisseder kendisini.
Bu dünyada romancı ve onun kahramanları asla
birbirlerini bırakmazlar.
II.
III.
Cemal Süreya, "Özür” adlı şiirinde "sen eli sürencil /
öyle bir laf varsa işte o” dizelerinde, Türkçede olmayan
"elisürencil” sözcüğünü üretiyor ve kullanıyor. Böyle bir
sözcüğün olmadığını kendisi de söylüyor.
Özdemir Asaf, "seslenmiyorum” biçiminde olması
gereken şimdiki zaman kipinin olumsuzunu
"seslemeyorum” biçimine dönüştürerek dil bilgisi
kurallarının dışına çıkıyor.
Ece Ayhan, "diyedir, çürürdür, dinlenirdir” sözcüklerine
eklediği -dir (-dır, -dur, -dür) ekini kullanmayı çok
seviyor. Oysaki dil bilgisi kuralları gereği "çürürdür,
dinlenirdir” denilemez.
Yukarıdaki sözlerle düşüncelerini örnekleyen kişilerin
aşağıdaki sorulardan hangisine yanıt verdikleri
söylenebilir?
A)
B)
C)
D)
E)
Şiirde dizelerin küçük harfle başlatılması doğru bir
uygulama mıdır?
Şair, noktalama işaretlerinin tanımlanmış görevlerinin
dışına çıkabilir mi?
Şiirde cins isimlerin büyük harfle başlatılması sözcüğü
özelleştirir mi?
Şair, bir dilin ortaklaşa kullanılan kuralları dışına çıkabilir
Düzyazıda yanlış sayılan kullanımların şiir diline
yansıması nasıl oluyor?