@KuasarNemesis
1.
2.
Sanat, insanın var olduğu günden beri hep var olmuştur. Bir büyü
olarak dünyaya egemen olma yani insana zarar veren doğadaki
güçleri etkisiz kılma, korkulardan arınma, bir çeşit tapınma aracı
olagelmiştir sanat. Günümüzde ise sanatın işlevi büyük ölçüde
değişmemişse de amaçları yön değiştirmiş; daha gerçekçi,
daha faydacı olmaya, insanların estetik zevklerini geliştirmeye
yönelmiş ve bu yüzden de sanat yapıtları sokaklara, caddelere
ve parklara taşmış, insanın gözleri önüne serilmiştir. Estetik
zevki gelişmiş toplumların doğaya, insana, güzelliklere kıyması,
dünyayı çirkinleştirmesi olası görünmediği için sanata eğitim
amaçlı büyük görevler düşmektedir. Bu yüzden sanatın yalnız
insan varlığının süsü olması dışında etkili bir eğitim biçimi olarak
da algılanması zamanı gelmiştir.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerin
hangisidir?
A) Günümüzde sanat, ortaya çıktığı ilk dönemdeki amacının
çok uzağında kalmıştır.
B) Sanat, insanın doğayla mücadelesi sonucunda ortaya
çıkmıştır.
C) Sanatın, estetik amaçlar dışında eğitim amacıyla da
kullanılması gerekir.
D) Gelişmemiş toplumlardaki sanat anlayışı gelişmiş toplum-
lardaki sanat anlayışını yakalamalıdır.
E) Sanatın yaş insanlığın yaşıyla aynıdır, bu nedenle sanat
ölümsüzdür.
(l) Bizden önceki nesiller, herkesin evinde telefon olmadığı ve
sıradan bir şehirler arası görüşme yapabilmek için nice çilelerin
çekildiği günlerden hâlâ söz eder. (II) Oysa günümüzde bizler
artık cep telefonları ve internet üzerinden yapılabilen telefon
görüşmeleri gibi çok sayıda teknolojik olanağa sahibiz. (III) Tek-
nolojinin sunduğu imkânlar sayesinde birer iletişim canavarı
hâline gelmiş durumdayız. (IV) Ama kullanımımıza sunulan tüm
bu olanakların bir yandan keyfini sürerken diğer yandan da bu
teknolojilerin güvenliğimizi ve gizliliğimizi tehlikeye düşürdüğünü
unutmamalıyız. (V) İletişim teknolojileri alanında birer devrim
niteliği taşıyan teknolojiler, gelişimini tüm hızıyla sürdürmektedir.
(VI) Tüm yeni teknolojilerde olduğu gibi cep telefonlarını bilgisa-
yarlarla bütünleştiren, kablosuz iletişime ya da internet üzerinden
telefon görüşmesi yapmamıza olanak sağlayan teknolojiler de
kendi risk alanlarını yaratmakta.
Bu parçada numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin
akışını bozmaktadır?
3.
4.
Hem iyi bir düşünür hem de zayıf bir sorgulayıcı olmak ola-
naksızdır. Düşünme, cevaplardan çok sorulardan hareket eder.
Fizik, biyoloji gibi herhangi bir alanın temelini atanlar hiç soru
sormamış olsalardı daha ilk etapta o alan geliştirilemezdi. Her
entelektüel alan, yanıtlara ihtiyaç duyulan ya da yanıtları fazla-
sıyla arzulanan bir grup sorudan doğmuştur. Dahası her alan
ancak düşünmenin itici gücü olarak yeni soruların oluşturul-
düğü ve ciddiye alındığı ölçüde canlı kalır. Bir alan, yanıtların
peşinde koşmayı bıraktığında yok olur. Bir şeyi enine boyuna
ya da yeniden düşünmek için birey, düşünceyi uyaran sorular
sormalıdır. Yanıtlar yeni sorular ortaya çıkardığında düşünce
yaşamaya devam eder. Bu nedenle sadece sorularınız varsa
gerçekten düşünür ve öğrenirsiniz.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen düşünce aşağıdakilerin
hangisidir?
A)
B)
C)
D)
E)
Düşünmenin sürekliliği, soruların olmasına bağlıdır.
Bilim dünyası sorulardan daha çok, cevaplarla ilgilenir.
Düşünmek ve soru sormak birbiriyle ilintili iki kavramdır.
Merak ögesi yeniliklerin ortaya çıkmasını sağlar.
Soruları olanların hayatta öğreneceği çok şey vardır.
Herkes, daha doğrusu yazma eylemi içinde bulunanların tümü,
sözcüklere diz çöktürebilir mi? Üstesinden kolayca gelinecek
bir iş değildir bu. Bu durum, içinde solunan dilin bütün girdisini
çıktısını çok iyi bilmeyi gerektirir. Çünkü sözcükler, dilin olanak
ve yeteneklerini tanımayan bir yazar ya da ozanın önünde diz
çökmez. Sözcüklerin sıradanlığını aşamayan, olanla yetinen,
onlara yeni anlam katmanları yükleyemeyen bir sanatçı da öz-
günlüğe ulaşamaz; kişiselliği kuramaz; özgünlükten, kişisellikten
yoksun kişilerin de edebî yönü yoktur demektir.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre
aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
A)
B)
C)
D)
E)
B) III
c) ıv
E) vı
Sözcüklerin sıradanlığını kaybetmesi, özgünlüğe giden yolda
önemli bir adım olarak görülür
Bu yüzden de böyleleri, sözcüklerin sıradan kullanımlarıyla
yetinmek zorunda kalır
Sözcüklerin anlam dünyasını genişletemeyen sanatçıların
sıradanlıktan kurtulması mümkün değildir
Sıradanlığı aşamayan bir sanatçının geleceğe kalma gibi
bir kaygı taşıması da beklenemez
Sözcüklerin herkes tarafından bilinen anlamlarını kullanmak
sanatçıyı sıradan hâle getirir
198