@KuasarNemesis
I.
2.
Kısa süreli bellek, bilgilerin genellikle 20-30 saniye boyunca
akılda tutulmasını sağlar. Dikkate bağlı olarak bilgilerin hafızada
tutulma süresi bir dakikaya kadar çıkabilir. Örneğin karşınızdaki
kişinin size hızlı bir şekilde telefon numarasını söylediğini dü-
şünün. Zihninizde bu numarayı anlık olarak tutmaya çalışırsınız
fakat kısa bir süre sonra numarayı unutursunuz. Telefon numa-
rasını tekrar ederseniz bir süre daha hafızanızda tutabilirsiniz.
Bu şekilde bir bilgi, kısa süreli bellekte yeterince kalırsa zamanla
uzun süreli belleğe geçer. Uzun süreli belleğe kaydedilen bilgi-
lerin zihinde sonsuza kadar kalacağı düşünülür. Fakat bilgiler,
uzun süreli bellekten silinebilir. Bilgi edinilirken hipokampus,
hafızadan bilgiyi geri çağırır ve sinapslar arasında yeni bağlar
oluşmasını sağlar. Bu bağlar, ne kadar çok kurulursa bilginin
hafızada kalma süresi o kadar uzar.
Bu parçadan aşağıdakilerin hangisine ulaşılabilir?
A) Bir bilginin öğrenilmesinde ve kalıcı hâle getirilmesinde
kısa süreli belleğin herhangi bir işlevi yoktur.
B) Bilginin uzun süreli belleğe aktarılmasında ve kalıcı olma-
sında tekrarın önemli bir rolü vardır.
C) Bilgilerin silinmesi, yeni bilgilere yer açılması için otomatik
olarak gerçekleştirilen bir süreçtir.
D) Bir bilginin uzun süreli belleğe aktarılması, kalıcı hâle gel-
mesi için yeterlidir.
E) İlk kez öğrenilen bir bilgiyi mevcut bilgilerle ilişkilendirmek
için o bilginin mutlaka uzun süreli belleğe aktarılması
gerekir.
Güney Moğolistan'daki köylüler ger adlı geleneksel çadırlarında
yaşayıp keçi, koyun ve deve çobanlığı yaparak göçebe bir
hayat sürüyor. (I) Yaz gelince kısa otluklara ve su kaynakları-
na yakın yerlere göç başlıyor. (II) İnsanlar, develer, keçiler ve
koyunlarla bazen günlerce yol alıyorlar. (III) Ancak çobanlar
adına işin en zor yanı, sürü için kuyulardan su çekmek. (IV)
Her bir deve günde en az 50 litre suya ihtiyaç duyuyor. (V)
Küçükbaş hayvanlarla birlikte her gün kuyudan 2 bin litreden
fazla su çekilmesi gerekiyor. (VI) Sürü ne kadar büyük olursa
olsun çobanlar, hayvanların her biriyle özel bir bağ kurmaya
çabalıyor. (VII) "Onlar mutlu değilse biz de mutlu olamayız."
diyen çobanlar, hastalanan ya da mutsuz görünen develeri
için en yakın yerden bir müzisyen getirip hayvan iyileşinceye
kadar müzisyene müzik çaldırıyorlar.
Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf
numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
3. Megalomani, bir kimsenin kendi fiziksel ve zihinsel yetenekle-
rine, gücüne aşırı değer vermesi olarak tanımlanan psikiyatrik
bir bozukluktur. İnsanın her yönden kendini olduğundan büyük
görme eğilimidir. Bu bozukluk ya sadece gerçek kabiliyetlerini
mübalağa etmek şeklinde sınırlı kalır ya da gülünç davranış-
lara yol açan büyüklük budalalığına kadar varır. Megalomani,
gerek düşünüp tartma ve tenkit duygusunun zayıflamasıyla
gerek anormal bir ruh yapısı hastalığı sonucunda belirir. Gurur,
kudret, asalet ve ihtiras düşüncelerinde artma olur. Kişi kendini
imparator, devlet başkanı, çok meşhur bir artist olarak görebilir.
Bu haller Paranoia denen akıl hastalığının belirtileridir.
Aşağıdaki önermelerden hangisi bu parçada anlatılanlarla
örtüşür?
A)
Bu hastalık yaşlılığa bağlı ortaya çıkan hafıza kaybı ile
doğru orantılıdır.
B)
Kişinin kendini çok meşhur biri olarak görmesi akıl hasta-
lığının en büyük imidir.
Öz eleştiri mekanizmasının azalması ve ruhsal yatkınlık
C)
bu hastalığın en büyük tetikleyicisidir.
D)
Kişinin gurur, güç ve asillik merakı; bunamanın beraberinde
getirdiği dürtülerdir.
E)
Kişinin yaşadığı travmalar elbette her hastalık gibi mega-
lomanide de başat etkendir.
4. Bu savı ileri sürenlere şunu anımsatmak gerekir: Hemen
her gün radyolarda, televizyonlarda; dergi ve gazetelerde
bırakın deneyimli ozanları, daha on yedisinde şiir yazan ozan-
lafla karşılaşmıyor muyuz? Bu gencecik çocukların şiirlerini
toplantılarda, konuşmalarda, otobüslerde birbirlerine okuyan
insanları görmüyor muyuz? Bu şiirler, gözümüzün önünde
yazılırken şiirin can çekiştiğinden dem vurmak anlamsızdır.
Bu hem şaire hem şiire hem de okura haksızlıktır.
Bu parçanın başına düşüncenin akışına göre
aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
A)
B)
C)
D)
E)
B) III
c) ıv
Halkın şiire olan ilgisinin her geçen gün arttığına inananlar
var.
Günümüz şiirinde, imgenin yeniden önem kazandığı
savunuluyor.
Son dönemde, genç ozanların şiirlerinin daha çok
okunduğu söyleniyor.
Son zamanlarda, şiirin tükendiği, eski önemini yitirdiği
söyleniyor.
Okurların, okudukları şiirleri kendilerince yorumlamaktan
hoşlandığı ileri sürülüyor.
177