KONU TESTİ 3
OD260F75
Roger Bannister'in hayali, bir mil koşusunda dünyanın en hız-
II adamı olmaktı. O dönemde bir milin dört dakikanın altında
koşulamayacağı düşünülüyordu. Hatta çeşitli dergilerde bunun
mümkün olmadığı, insan vücudunun buna dayanamayacağı
yaz lıyordu. Tüm bu Ön yargılara rağmen Roger Bannister,
1954 yılında bir mili dört dakikanın altında koşarak inanılmazı
başardı. İşin asıl ilginç yanı bu rekordan sonraki iki yıl içinde,
tam 213 atlet daha bir mili dört dakikanın altında koştu.
Bu parçanın ana düşüncesi aşağıdakilerden hangisidir?
A) Sporda başarılı olmanın yolu, öncelikle azimle ve sabırla
çalışmadan geçer.
B) İnsanların, gözünde büyüttüğü şeyler, bazıları için çok ba-
sit olabilir.
C) Harekete geçmek İçin birilerinin bizi yönlendirmesini bek-
lememek lazım.
D) Kafalarda oluşan ergeller kalkınca başarılar da kendiliğin-
den gelir.
E) Bizim ulaşmak İçin çabaladığımız şeyler, bazılarının vaz-
geçtikleri olabilir.
İnsan doğduğu andan itibaren olaylar, olgular ve durumlarla
karşılaşır ve bunlar kişinin bireysel hafızasını oluşturur. Ancak
hiçbir İnşan, yalnızca bireysel hafızasındaki duygulardan ya da
bilgilerden İbaret değildir. Her İnsan zaman İçerisinde yaşadığı
çevrenin toplumsal hafızasının bir parçası ve taşıyıcısı hâline
gelir. Bireysel hafıza ve toplumsal hafıza arasındaki İlişki bir
noktada o kadar kuvvetli bir hâle gelir ki kişinin duygularının
ya da davranışlarının bireysel hafızadan mı, yoksa toplumsal
hafızadan mı etkilendiği ayırt edilemez Olur.
Aşağıdakilerden hangisi bu parçada savunulanları destekler
niteliktedir?
A) Bireyin duygu ve düşünceleri bazen içinde yaşadığı toplu-
mun değerlerinden bağımsız gelişir.
B) Kişinin yaşadığı olaylara tepkisi, geçmişinde yer etmiş
olaylardan çıkardığı derslerle açıklanır.
C) İnşan davranışları, bireyin kendisinin ve toplumunun hafı-
aşıyla şekillenir.
D) İnsanın yaşamında karşılaştığı her durumla ilgili tavrı, top-
luma mal edilemez.
E) İnsanların karşılaştığı her durum, onu diğerlerinden ayıran
bir varlık konumuna getirir.
12 BÖLÜM: PARAGRAFTA ANA DÜŞÜNCE
Yazmak zor bir iştir. Bir de yazabildiğinizin en iyisini yazmaya
çalışmak gibi bir kaygınız varsa bazen bir sayfac k yazı bile de-
rin bir şancıya dönüşebilir. Her yazı şancılarla doğar. Doğum-
dan sonra yaşanan sevinç ise yeni doğum yapmış bir annenin
sevinci gibidir. Hem bir sancıdan kurtulmuş hem de bu sancı-
nın Ödülünü almıştır. İşte yazmak da buna benzer. İş bittikten
sonra elinizde sayfalar dolusu bir ödül bulacaksınız.
Bu parçada yazma eylemiyle İlgili olarak vurgulanmak
istenen aşağıdakilerden hangisidir?
A)
B)
C)
D)
E)
Yazma işinin zorluğunu en başından kabullenenler, ger-
çek yazar olurlar.
Yazarlıkta kusursuzu yakalamak için önce o işin incelikle-
rinİ bilmek gerekir.
Her eser, az ya da çok yazarının çektiği sıkıntılardan İzler
taşır.
iyi bir eser ortaya koymak, zor ve sıkıntılı bir yazma serü-
venini geçmek demektir.
Yazma süreci her ne kadar güç görünse de onu kolaylaş-
tırmak yazarın görevidir.
Yapılan araştırmada İki hafta boyunca tole bir ortamda tutulan
farelerin, daha sonra bir araya geldikleri farelere karşı şaldır-
gan, inatçı, korkak davranışlar sergilediği ve tehdit edici uya-
ranlara karşı aşırı duyarlılık gösterdiği gözlemlendi. Yani uzun
süreli İzole hâlde tutulmuş farelerde pek çok davranışsal deği-
şiklik görüldü. Burada sözü edilen davranışsal değişiklikler sal-
dırganllğın artmasını, sürekli korku İçinde Olmayı ve uyaranlara
aşırı hassasiyeti İfade ediyor. Aynı ekibin meyve sinekleriyle
yaptığı önceki çalışmalarında, taşikinin denen özel bir nöro-
kimyasalın İzole edilmiş meyve sineklerindeki saldırganlığın
artışında rol oynadığı tespit edilmiş.
Bu parçadan hareketle aşağıdakilerden hangisine ulaşıla-
bilir?
A)
B)
C)
D)
E)
Yaşadığı çevreden yalıtılmış bir hâlde duran canlılar, vücut-
taki kimyasalların etkisiyle Olumsuz davranışlarda bulunur.
Canlıların, yaşadıkları ortamdan ayrılmaları durumunda
birtakım savunma mekanizmaları gelişebilir.
Aidiyet duygusuyla birbirine bağlı canlılar arasında ortaya
çıkan uyumsuzluklar, zamanla kendiliğinden kaybolur.
Davranışsal bozuklukların kökeninde sosyal çevreyle ilgili
uyum sorunları vardır.
VÜcudun salgıladığı bazı kimyasallar, mevcut değerini aş-
tığında istenmeyen davranışlara yol açar.