5.
6.
İslam felsefesi, kaynaklarını eski Mezopotamya, Hint, İran,
Yunan ve Türk uygarlıklarından almıştır. Bazı durumlarda
İslam dininin temelleri ile uzlaşmış, bazı durumlarda ise ters
düşmüştür, İslam felsefesi MS 7-12,yüzylI arasında İslam
dininin kabul gördüğü, bünyesinde farklı milletlerin bulundu-
ğu geniş bir coğrafyada ortaya çıkmış ve yayılmıştır. Kısaca
İslam felsefesi, İslam kültür ve uygarlığı çevresindeki her
türlü felsefeyi kapsar.
Bu parçaya göre aşağıdaki yargıların hangisi söylene-
mez?
A) İslam dini geniş bir coğrafyaya sahiptir.
B) İslam felsefesi kaynağını çeşitli uygarlıklardan almıştır.
C) İslam felsefesinin İslam dini ile uzlaşamadığı dönemler
de Olmuştur.
D) İslam'ın hızla yayılması çok farklı kültürlerle etkileşim
kurmasına sebep olmuştur.
E) İslam felsefesi sadece dini kavramlar üzerine şekillen-
m iştir.
Bizim irademizin ancak Tanrı'nın olmasını istediği ve Ön-
ceden bildiği kadar gücü vardır. Bundan dolayı da iradenin
gücü her ne Olursa olsun onlar bu güce en keşin sınırlar
içinde sahiptirler. irademiz her ne yapacak olursa Olsun, en
emin şekilde yapacaktır. Çünkü ön bilgisi şaşmaz olan Tan-
rı, irademizin bunu yapma gücüne sahip olacağını ve yapa-
cağını önceden biliyordu. O hâlde Tanrı neyin irademizin
gücü dâhilinde olacağını bildiği için, hiçbir şeyin irademizin
gücü dâhilinde olmaması söz konuşu değildir.
Augustinus bu görüşlerinde aşağıdaki düşüncelerden
hangisinin savunmuştur?
A) İnsan sınırlı da olsa eylemlerinin belirleyicisidir.
B) Kötülük insan doğasının sınırlılığından kaynaklanır.
C) Tanrı'nın sınırları evren kadardır.
D) İnsanın amacı Tanrı'ya ulaşmaktır.
E) Tanrı kendisini evren olarak açmıştır.
7.
8.
129
Anselmus'un Tanrı tanımına dayanan kanıtını daha sonra
Descartes da kullanmıştır. Descartes bu kanıtlamayı şöyle
yapar: insan yetkin olmayan bir varlıktır; fakat yetkin olan bir
varlığı düşünebilir. En yetkin varlık kendisinde tüm yetkinlik
niteliklerini toplayan varlıktır. Bu niteliklerden birinden yok-
sun varlık, en yüksek düzeyde yetkin bir varlık olamaz. Bu
nedenle hem Tanrı'yı en yetkin varlık olarak düşünmek hem
de bu yetkinliği sağlayan niteliklerden birinin olmadığını dü-
şünmek çelişkidir. Tanrı hem yetkin varlık hem de var olma-
yan bir varlık olarak düşünülemez, O hâlde Tanrı, gerçekten
vardır.
Buna göre Anselmus ve Descartes'in Tanrı'nın varlığına
ilişkin Öne sürdüğü kanıt aşağıdakilerden hangisidir?
A) Kozmolojik
B) Kötülük
C) Ontolojik
D) Hudüs
E) Nizam ve gaye
İnanma ve bilme kavramları bir ve aynı Şey değildir; bir-
birlerini ancak kısmen karşılayabilirler. inanç, akla aykırı
olmamakla birlikte, aklın sınırlarını ve kavrama gücünü aş-
maktadır, Bilgi, inşana sadece en yüksek Işığı benimseyip
anlaması için Ön koşulları sağlar; onu aşıl aydınlatacak ise
vahiy (açıklama) olacaktır. Bilginin yönelip yükselebileceği
en yüksek nokta "Tanrıyı bilmek”tir,
Bu parçada vurgulanan düşünce aşağıdakilerden han-
gİsİdİr?
A)
B)
C)
D)
E)
İnancın sınırlarını belirleyen akıldır.
İnanç tüm bilgilerin kaynağıdır.
İnsan aklı inancın üstünde yer alır.
Akıl ve vahiy çelişen bilgi kaynaklarıdır.
İnsan ancak bildiği şeylere inanabilir.
z
o