Örnek Soruyu Değiştir

1. 2. 28 Her dil gibi bizim dilimiz de varlığını önce ses yapısı, sonra şekil yapısı ve bu yapıyı oluşturan temel sözcüklere bağlı çekim ve yapım ekleri ile sıfat, zarf, edat, fiil vb. ögelerin devreye girdiği ve bunlardan anlama uzanan gelişmeler yolu ile oluşan bir sisteme borçludur. Dil ile insanın, dil ile toplumun ayrılmaz bir bütün hâlinde kaynaşmış olması, yüzyıllar boyunca, dilimize Türk insanı eliyle pek çok değer kazandırmıştır. Çünkü dil de insan gibi onun yaşamına paralel olarak zaman içinde; tarihin, coğrafyanın, onu kullanan bireylerin yaratıcılığından kaynakla- nan çeşitli kültür değerlerinin ve özellikle düşünür, bilim insanı, şair, edip, romancı gibi düşünce ve sanat erbabının elinde yüzyıllar boyunca işlene işlene bünyesine üstün değerler katmış bir sosyal manevi varlık durumuna dönüşmüştür. Aşağıdakilerin hangisi bu parçada belirtilenleri destekler niteliktedir? A) Dil, içinde yaşadığı toplumdan beslenerek toplum için değerli bir varlık hâline gelmiştir. B) Diller, insanlar gibi değişime açık değildir; tutucu bir karaktere sahiptir. C) Diller, sistematik bir bütün içinde geliştikleri için yabancı sözcükleri bünyesinde barındırmaz. D) Bir dilin gelişimine katkı sağlayanlar, sadece o toplumun sanatçıları ve bilim insanlarıdır. E) Tüm milletlerin diline baktığınızda dillerin gelişim safhala- rının aynı olduğunu görürsünüz. Penaltı vuruşu yapan futbolcular; penaltıların üçte birinde kalenin ortasını hedefler, üçte birinde kalenin solunu, üçte birinde de kalenin sağını. Kaleciler ne yapar? Penaltıların 96 50'sinde sola ve yine 96 50'sinde sağa atlarlar. Her hâlükârda pek nadiren ortada durmaya devam ederler, topların üçte biri oraya gel- meşine rağmen. Neden? Çünkü yanlış tarafa atlamak, sersem gibi ortada dikilip topun soldan ya da sağdan geçip gidişini seyretmekten daha iyi görünmesinden öte, daha az utanç verici hissedilir. Bu parçaya göre kalecilerin penaltı atışlarında sağa veya sola atlamasında aşağıdakilerin hangisi etkili olmaktadır? 3. 4. Britanya büyükelçisinin 1721 'de İstanbul'a gelen eşi Lady Mon- tagu'nun mektuplarında, Osmanlı Dönemi'nde "variolasyon" denen yöntemle çiçek hastalığına karşı aşılama yapıldığı anla- tılıyor. Bu yöntemde hastalığı zayıf geçirenlerin lezyonlarından alınan sıvı, fındık kabuğunda kurutulup sağlıklı kişilerin ciltlerine açılan çiziklere sürülüyor. Lady Montagu; mektuplarında bu yöntemin İngiltere'de de uygulanmasını çok istediğini, buna karşı çıkanlar olacağından çekindiğini ama gerekirse bunlarla mücadele edeceğini de anlatıyor. Erkek kardeşi, 20 yaşında çiçek hastalığından hayatını kaybettiğinde ardında iki çocuk bırakmıştı. Kendisi de vücudundaki yara izleri ve kaşlarının dökülmesiyle çiçek hastalığından nasibini almış olan Lady Mon- tagu, İstanbul çarşılarında aşı uygulamasıyla karşılaştığında bunun ne kadar önemli olduğunu hemen anladı. Sonuçta kızını bu yöntemle çiçek hastalığına karşı aşılattı. Bu parçadan aşağıdakilerin hangisine ulaşılabilir? A) B) C) D) E) Ülkemizde hastalıklara karşı aşı uygulama yöntemi eskiye uzanmaktadır. Osmanlı Dönemi'nde oldukça gelişmiş bir sağlık politikası mevcuttur. İngiltere, sağlık konusunda birçok yeniliği Osmanlı Devleti'nden almıştır. Osmanlı toplumu, aşılama konusunda Avrupa devletlerin- den ileri düzeydedir. Osmanlı Devleti, aşı konusunda insanları bilinçlendirmek için önemli çalışmalara imza atmıştır. A) B) C) D) E) Çarçabuk hareket etmenin avantaj olarak düşünülmesi Akıl yormaktan daha çok hareketin iyi sonuçlar vermesi Fazlasıyla çabuk ve sık harekete geçmeye eğilimli olma Hiçbir şey yapmadan beklemenin yarar sağlamaması İşe yaramadığı durumlarda bile daha az mahcubiyet duygusu vermesi (I) Çocukların eğlenceli vakit geçirmeleri ve öğrenmeleri için üretilen oyuncağın tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. (II) Antik Çağ'da Yakın Doğu'da, Anadolu'da, Antik Yunan'da çember, topaç, top, eklemli bebek, toprak bilye, hayvan figürleri vb. oyun- caklarla oynandığı bilinmektedir. (III) Yakın dönemdeki Sanayi Devrimi ile birlikte ise kent yaşam koşullarında çocuk, toplum- dan izole bir biçimde evde yaşamaya başlamış, toplumdaki en küçük iş gücü iken kendi istek ve ilgisi doğrultusunda yaşayan bir bireye dönüşmüştür. (IV) Bu nedenle Sanayi Devrimi'yle birlikte çocuklar tüketici olarak kabul edilmiş ve bu doğrultuda oyuncaklar üretilmiştir. (V) Oyuncağın tarih boyunca geçirdiği değişimleri, kültürden kültüre gösterdiği benzerlikleri ve insan gelişimindeki yerini en iyi sahneleyen mekânlar şüphesiz ön- celikle oyuncak müzeleridir. Bu parçada numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır? C) III D) ıv