C ARI
TEST - 60
Paragraf
ı.
2.
. Yemek pişirmek karıştırma, dengeleme ve zamanlama sa-
natı olduğundan şairler muhteşem aşçılar olabilir. Şiir için de ay-
nı şey geçerli çünkü. Yan yana getirdiğin-zde ortaya daha büyük
bir şey çıkaran ve varlığından habersiz olduğunuz bir organik bü-
tünü oluşturan, birbiriyle uyumlu elementleri seçiyorsunuz ve
bunları birbiriyle buluşturuyorsunuz. Başlar başlamaz da koku
sunu, tadını almaya başlıyorsunuz.
Bu parçanın başına düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden
hangisi getirilmelidir?
A) Şairler de aşçılar gibi tatma ve koklama duyusu keskin in
sanlardır
B) Şiir ve yemek pişirmek birbirine çok benzeyen süreçler içe-
rir aslında
C) Şiir, aslında seslerin duygularla dansıdır dense yeridir
D) İyi hazırlanan her yemek, insanda şiir okuyormuş hissi uyan-
dırır
E) Yemek pişirmek ve şiir birbirinden çok farklı görünüpr
. Bunun örneklerini değişik oranlarda hemen her dilde gör-
mek mümkündür. Bir dile bu yolla giren yabancı kelime ve ek-
ler, ya o dilde beliren bazı kavram ve şekil boşluklarını doldur-
ma amacına dayanmaktadırya da zaman zaman görüldüğü üze-
re yabancı kelimelere karşı duyulan moda hâline gelmiş hayran-
lık ve dolayısıyla bir tür taklitçilik eğiliminden kaynaklanmakta-
dır. Hayranlık ve taklitçilik eğilimini doğuran etkenler ise zaman
içinde renk ve şekil değiştirerek varlığını devam ettirmektedir.
Bu parçanın başına düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden
hangisi getirilmelidir?
A) Birçok dil öyle bir hızla ölmektedir ki insanlık tarihinin hiç-
bir döneminde böylesi bir duruma rastlanmadığını söyle-
mek mümkün
B) Dillerin ortaya çıkışını anlamamıza yardım eden her şey, ay-
nı zamanda insan olma sürecini algılamamıza da yardım eder
C) Dillerin birbirleriyle bir dil ailesi oluşturacak şekilde akraba-
lıklarının saptanmasında o dillerin ses yapısı, şekil yapısı ve
köken bakımlarından benzerlikleri araştırılır
D) İnsan dilinin gelişmesiyle yani yazılı dokümanlarla ilgili elde
3.
. Ne yapıyor mesela, kahramanını değiştiriyor, aktarma biçi-
mini değiştiriyor; daha kendiliğinden, daha belirgin bir metne
dayandırıyor. Romandan alıştığımız klasik anlatım yöntemlerini,
öykü kendi içerisinde şiire yaklaştırıyor. Özellikle son elli sene-
de öykünün biraz daha yoğunlaştığını, biraz daha sıkı ve imge-
lere dayalı bir metne dönüştüğünü görüyoruz.
Bu parçanın başına düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden
hangisi getirilmelidir?
A)
B)
C)
D)
E)
4.
Öykünün bu son yüzyılda çok karakteristik özellikler kazan-
dığını görüyoruz
Öykü gün geçtikçe daha yazarından bağımsız bir tür oluyor
sanki
Modern öykü klasik öyküden oldukça farklı bir anlatıma sa-
hip aslında
Geçtiğimiz yüzyıl, öykünün farklı özellikler taşıyan çeşitleri-
ni ortaya çıkardı.
Günümüz öyküsünün farklı sanatların anlatım imkânlarını
kendinde topladığını biliyoruz
. Nasıl mı? Şöyle: Evimize bir misafir gelir, geçip bir koltuğa
oturur. Evin hanımı koşar, daha rahat etsin diye misafiri o kol-
tuktan kaldırıp öteki koltuğa oturtur. Sonra ikram faslı başlar. Mi-
safir istediği kadar "Artık doydum." desin, bir çay daha dolduru-
lur, börekten bir dilim daha yemesi için ısrar edilir, ant verilir.
Şimdi lütfen kendinizi bu misafirin yerine koyar mısınız? Ne his-
sedersiniz, ne düşünürsünüz? Ben misafir olsam içimden iki şey
geçerdi: Birincisi "Beni seviyorlar, bana değer veriyorlar." der-
dim. İkinci olarak da bu kadar ısrardan bunaldığımı hisseder, "Ba-
na güvenmiyorlar, beni çocuk yerine koyuyorlar." diye düşünür-
düm.
Bu parçanın başına düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden
hangisi getirilmelidir?
A)
B)
C)
D)
E)
E)
TUR/
bulunan en eski veriler ancak altı bin yıl öncesine ait verilerdir
Uluslar ve toplumlar arasındaki karşılıklı ilişkiler ve kültür
alışverişleri, tarih boyunca çeşitli alanlarda kelime alışveriş-
[erine de yol açmıştır
Enın RİTmı
Nice yetişkin, aynı anda hem ana-baba rolündedir hem de
çocuk rolünde
Geleneksel toplumda insanlar fiziksel açıdan yalnızlık çek-
mezler, selamlaşırlar
Dünyanın her yerinde yetişkinler zaman zaman yalan söy-
lerler ama bundan rahatsızlık duyulur
Misafirleri de çocukları da severiz fakat onlara pek güven-
meyiz
Çocuklarımızı severiz, gerçekten severiz; onları hem içimiz-
den severiz hem de öperek
191