ARİH
DERS
OTU
ATATÜRK İLKELERİ VE ATATÜRKÇÜLÜK
Atatürk ve İsmet Paşa, 1921 Anayasası'nda "Türkiye Devleti'nin hükûmet şekli cumhuriyettir." şeklinde bir de-
ğişiklik önergesi hazırladı. Türkiye Büyük Millet Meclisi 29 Ekim 1923'te değişiklik önergesini kabul etti. Böylece
cumhuriyet ilan edilmiş oldu.
Cumhuriyetin ilanından sonra;
TBMM'de cumhurbaşkanlığı seçimi yapıldı. Mustafa Kemal Paşa, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılan gizli
oylamada 158 milletvekilinin tamamının oyunu alarak yeni Türk Devleti'nin ilk cumhurbaşkanı seçildi.
1921 Anayasası'nda yapılan değişiklikle meclis hükûmeti sisteminden, kabine hükûmeti sistemine geçildi.
Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa'yı başbakan olarak hükûmeti kurmakla görevlendirdi. Türkiye
Büyük Millet Meclisi, Fethi Okyar'ı meclis başkanı seçti.
Cumhuriyetin ilanıyla birlikte hükûmet şekli olarak kabine sistemi benimsendi. Bu sistemle aynı zamanda kuv-
vetler ayrılığı ilkesine doğru önemli bir adım atılmış oldu. Kabine sisteminde yürütmenin başında cumhur-
başkanı bulunur. Hükûmet ise cumhurbaşkanının atadığı başbakan ve bakanlar kurulundan oluşur. Hükûmet
meclisten aldığı güvenoyu ile göreve başlar.
Gazi Cumhurbaşkanı seçildikten sonra, Halk Partisi Başkanlığını vekâleten İsmet Paşa'ya devretti (19 Kasım
1923). Bir gün sonra da Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti teşkilât ve görevlerini Halk Partisi'ne dev-
retti. Bu suretle Müdafaa-i Hukuk'çular Halk Partisi ile bütünleştiler.
Cumhuriyet'in ilanı şerefine 26 Aralık 1923'te bazı suçlar hariç, genel af çıkarıldı.
Hilafetin Kaldırılması: Laik Devlete Yönelme (3 Mart 1924)
1 Kasım 1922'de saltanatın kaldırılması ile Osmanlı Devleti sona ermiş oldu. Fakat halifelik makamına doku-
nulmadl. Siyasi yetkilerinden soyutlanmış olarak Osmanlı hanedanına bırakılan halifelik makamı, bilhassa
Cumhuriyet'in ilanından sonra, yapısı ve hedefleri belirginleşmeye başlayan yeni devlet yapısı ile çelişmeye
başladı.
Halife Abdülmecit Efendi, Abdülmecit bin Abdülaziz Han diye imza atıyor, her cuma namazını başka bir camide
kılıyor, yedek subaylara varıncaya kadar askerî şahısları kabul ediyor, elçiliklerle temas imkânları arıyor, içerde
muhaliflerin, dışarıda Türkiye'yi karıştırmak isteyenler için muhtemel bir potansiyel dayanak hâline geliyordu.
İngiltere'nin, Hilafet makamım destekleyici işaretler vermesi, halifeci basında heyecan yarattı. İngiliz hizmetinde
olan Ağa Han ve Emir Ali'nin gönderdikleri ve hilafeti savunan yazılan bardağı taşıran damlalar oldu. Damat
Ferit'in şeyhülislamı Mustafa Sabri'de Mısır'dan verdiği fetva ile Saltanat-HiIafet birleşmesinin, İslam'ın özünde
bulunduğunu, bunları ayırmanın küfür teşkil edeceğini belirtiyordu.
Son Halife Abdülmecid Efendi'yi her ne kadar TBMM seçmiş olsa da Abdülmecit Efendi'nin kendisini meclisin
üzerinde görmesi ve meclisi denetim altına almak istemesi millî egemenliğe ters düşmekteydi. Ayrıca devlet yö-
netiminde hem Cumhurbaşkam hem de halifenin olması, devletin yapısında ikilik meydana getirmekteydi. Tüm
bunlarla birlikte Türkiye Cumhuriyeti'nin millî bir devlet olması ve laik bir sisteme hazırlanması, milletlerarası
ve dinî nitelikler barındıran halifelik makamının yeni rejimle uyuşamayacağını gösterdi.
Halifeliğin kaldırılmasında, halifeliğin Cumhuriyet düşüncesine ters düşmesi yanında dönemin siyasi şartları da
etkili oldu.
Özellikle yeni rejime ters düşen bazı siyasi isimlerin İstanbul'da halife etrafinda yoğunlaşması, Cumhuriyet
yönetimini bu konuda harekete geçirdi.
Tüm bu sebeplerden dolayı Saffet bey ve arkadaşlarının yasa teklifi sonucu TBMM tarafindan halifelik maka
mına son verildi.
Halifeliğine son verilen Abdülmecit 4 Mart 1924'te ailesiyle trene bindirildi.
Bir süre İsviçre'de kalan Abdülmecit daha sonra Fransa'ya geçerek Nice'e yerleşti. 1939'da Paris'e geçen eski
halife 23 Ağustos 1944'te orada öldü.
www.dizgikitap.com